Mandred, kaleye ne kadar yavaş yaklaştıklarına sessizce şaşırdı. Atlar rüzgâr gibi ilerliyor olsa da, ufuktaki dağ neredeyse hiç büyümüyor gibiydi. Dağların kendisi kadar eski görünen devasa bir ağacın yanından geçtiler. Gövdesi bir kule kadar güçlüydü ve genişçe uzanan dallarında dikkat çekici şeyler görülüyordu. Sanki yaşayan ahşap, dallarını birbirine örerek yuvarlak kulübeler oluşturmuş gibiydi. Ağacın tüm tacı boyunca, bu kulübeleri birbirine bağlayan halat köprüler asılıydı.
Dalların arasında gizlenmiş olanları görünce Mandred irkildi. Bunlar Ollowain’ın elfleri miydi? Yoksa daha da nadir görülen başka bir halk mı?”
Ben, Dünyanın Geri Kalanı'na karşı bir halat çekme müsabakasında ona katılmak üzere getirilmiştim. Çocuk yapılmasına karşı esrarlı bir tavrı vardı; yapamıyor değildi de, yapmak istemiyordu. Bakire Meryem'in bu işi ondan önce halletmesi içine ukde olmuştu. O da bir eksiğine razı oldu ve bir buluntu çocuk ayarladı. O çocuk, bendim.
Caynacılar hiç kimsenin gerçegin bütunünü göremeyeceğini kabul ederek, gerçeği görme ve deneyimlemenin farklı yollarına saygı duydular.
Bu öğretiyi anlatmak için altı körün öyküsünü anlattılar: Filin vücudunun farklı parçalarına dokunarak onu tarif etmeleri istenir. Filin bacağına dokunan, onun bir sütun gibi olduğunu söyler.
Kuyruğuna dokunan, onun bir halat gibi olduğunu söyler. Hortumuna dokunan, onun bir ağaç dalı gibi olduğunu söyler. Kulağına dokunan, onun bir yelpaze gibi olduğunu söyler. Ellerini filin karnında gezdiren, onun duvar gibi olduğunu söyler. Fildişine dokunansa, onun sert bir boru gibi olduğunu söyler. Öğretmenleri onlara bütün bu tariflerin doğru olduğunu ama filin tamamını değil sadece bir parçasını anlattığını açıklar. Bu öyküden çıkarılacak ders, insanların gerçekliği kavrayışının sınırlı oluşudur. İnsanlar tamamen kör olmayabilir ama gerçekliği sadece bir tek açıdan görebilir.
Bütün resmi gördüklerini iddia edip herkesi aynı şekilde bakmaya zorlamadıkça bu bir sorun teşkil etmez..