Ayet: Nisâ 125 ​Sentez: Mekanda istikamet, hayatta ise hayır yarışı insanı en üst ahlaki makama taşır: "Asleme vechehû lillâh ve hüve muhsin" (Yüzünü/özünü Allah’a teslim etmek ve bunu estetik bir iyilikle, ihsanla taçlandırmak). Yüzün teslimi; kibrin, egonun ve tüm sahte aidiyetlerin tasfiyesidir. Bu teslimiyet gerçekleştikten sonra insan, Allah’ın "Halil" (dost) edindiği İbrahimî ahlaka ulaşır.
1000Kitap
İbadet çok, ahlak nerede?
Bazen etrafıma bakınca içim daralıyor ve bu konu çok canımı sıkıyor. Müslümanlık sanki sadece ibadetlerden ibaretmiş gibi algılanıyor, yaşanıyor. Elbette namaz da önemli, oruç da önemli, tesettür de önemli. Ama bunlar dinin hem tamamı değil hem de müslümanlığın tek başına göstergesi değil. İnsanlara bakıyorum, namazını aksatmıyor ama en ufak tartışmada karşısındakini ezmeye çalışıyor. Oruç tutuyor ama diline sahip olamıyor. Hacca gitmiş ama kul hakkı konusunda kılı kıpırdamıyor. Zekatını veriyor ama kayıt altına alıp insanlara göstermekten çekinmiyor. Her gece teheccüde kalkan birini tanımıştım mesela zina etmekten gocunmayan. Biz dinin özünü bir yerde kaybettik galiba. Peygamberimiz "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." diyor. Bu söz bence üzerinde düşünülmesi gereken bir söz. Çünkü bugün birinin ne kadar dindar olduğunu anlamak için önce ibadetlerine bakıyoruz. Oysa önce ahlakına bakmamız gerekiyor. Yalan söylüyor mu? Emanete sahip çıkıyor mu? Gücü yettiğinde adil davranıyor mu? İnsanların arkasından konuşuyor mu? Zina ediyor mu? Bazı insanlar ibadetleriyle övünüyor ama ahlak konusundaki eksiklerini görmek istemiyor. Halbuki kibir, riya, gıybet, iftira gibi şeyler insanın maneviyatını kemiren hastalıklar. Namaz kılarken Allah'ın huzurunda eğilen bir insanın, günlük hayatta başkalarına tepeden bakması bana çok büyük bir çelişki gibi geliyor. Bir de şu var: İnsanlar dinden çoğu zaman din yüzünden değil, kötü temsil yüzünden uzaklaşıyor. Sürekli ibadetlerini eksiksiz yapmaktan bahsedip ahlaksızlık yapanları görünce insanların da kafası karışıyor. Sonra da neden böyle oldu diye hayret ediyoruz. Bir insanın Müslümanlığı sadece secdede değil, öfkelendiği anda belli olur. Menfaati tehlikeye girdiğinde belli olur. Kimsenin görmediği yerde belli olur. Çünkü
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sentez şudur: Fıtratından (Rûm 30) hareketle sahte tanrılardan yüz çeviren insan (En'âm 79), yeryüzündeki nizamını kurmak için yüzünü ortak bir merkeze döner (Bakara 144). Bu merkezden aldığı güçle hayatın içinde hayırlı eylemler üretir (Bakara 148) ve nihayetinde tüm varlığını, benliğini Allah'a teslim ederek kusursuz bir ahlaka ulaşır (Nisâ 125). Böylece, her şeyin yok olup gittiği kozmik fırtınada, baki kalacak olan yegane Zata (Rahmân 27) tutunmuş, yok olmaktan kurtulup bekaya ermiş olur. ​Özetle Kur'an; insanı parça parça olmaktan kurtarıp, tek bir yüzle, tek bir merkeze yönelen, bütüncül ve sarsılmaz bir şahsiyet haline getirmeyi hedefler.
1000Kitap
ne çok şey değişirdi değil mi hayatımızda doğru düzgün adam gibi bir müslüman olmakla, çalışmakla .. arar olduk Ya Rab tertemiz zihniyete, ahlaka, amele sahip o güzel insanları .. asıl zenginliğin bunlar olduğunu ve bunların en çok insanı mutlu ettiğini ne çabuk unuttuk yada hiç öğrenemedik ..
İnsan ve Duygular
Geceler kapını çalıyor Batıyor içine sesi adamın Ağlamak güzel geliyor Ansızın boşalıyor içinden sebepsiz kanın Bir yorgun akşamdan Bir yorgun akşama sürükleniyor hal-ı ahvalin Gömleğin kolayca düğmeleniyor Boyun uzuyor, çillerin yok oluyor Halaya uyum sağlıyor, hiç oynamamış ayakların Oğlum, sana bir aşk değiyor Kapına gül bırakıyor biri, tanımadığın Trafik birden açılıyor Köprüden geçişte para almıyor gişedeki kadın Bir o kadar yakışıyor üstüne yakışıklı siyah kazağın Menekşe tutuyor elinde köşedeki yalnızlığın Sarı kanaryalar senin için hep kazanıyor Ne de güzel geliyor insana Sırtından vurulması insanın
Şiir
ne zaman öğreneceğiz acaba?
Şairane hayatlar yaşayacak değiliz artık. Görüntüye ve gürültüye tapılan bir devirdeyiz duygulara sağır kesilen insanlara bir şairin veya bir filozofun sesi tıpkı bir makinenin gürültüsü veya bir arabanın çalışması gibi bir sestir artık bizim için. Akla ahlaka ya da hiç olmadı başka manevi kırıntılara olan inancımızı yitirmek ve onları ‘tüketmek’ konusunda hiç olmadığı kadar hızlıyız. Hız demişken zaten başımıza gelen tüm şeylerin aslında hızlanmaktan geldiğini hız tutkusunun bizi bu hallere getirdiğini ne zaman öğreneceğiz acaba?
Felsefe