-Hiç tuhaf biri işte. Daha bu bir şey değil; öyle şeyler diyordu ki insanın tüyleri diken diken olur. Diyordu ki: "Irkımizdaki bozukluk çocuğundan, gencinden, yaşlısından belli Yaşadığımızı sanıyoruz, oysa hayatla dalga geçiyoruz. Bir eşek kadar bile kafamız çalışmıyor; hep kazığı yiyen biz oluyoruz. Ama kendimizi en akıllı varlık sanıyoruz. Mucizevi bir şekil de ortaya çıkacak ve canımıza okuyacak bir diktatör bekliyoruz hep. Yirmi yıldır Rıza Han'ın soytarıları tepemize bindiler. Artık sesimiz çıkmaz olmuş: aynı senaryoları tekrar oynatıyorlar.Kültürel, bilimsel ve sosyal hiçbir faaliyette aklımızı kullanmıyoruz. Sanatımız çanak çömlek yapmak, kurumlarımız nuh nebuden kalma, felsefemiz şüpheler, hatalar üstüne tartışmak. yemeğimiz ciğer tava. Ne zevk var, ne sanat, ne de mutluluk Hep hırsızlık, hep üçkâğıtçılık, hep ağıt yakma. Kokuşup paralanıyoruz. Sufisiyle, dervişiyle, yaşlısıyla, genciyle, esnafıyla, dilencisiyle hepimiz para ve makamın büyüsüne kapılmışız; hem de en utanç verici ve çirkin şekliyle. Dünyanın neresinde olursa olsun, insanların bir şeye veya bir hakikate bağlanması normaldir. Ama burada alçaklık ve rezalet diz boyu. Aşağılama dönemi." Daha başka şeyler de söylüyordu. "Burası kaçakçıların, hırsızların cenneti, insanların zindanı. Bu vatan denilen kadını ne kadar allayıp pullayıp Alkapon'un kucağına atsalar da, yaran yok artık. Çünkü her taraftan kokuşmuşluk dökülüyor. Bugünkü yöneticilerimiz Şah Sultan Hüseyin döneminin yu zünü ağarttılar. Tarihte bu dönemin utanci zemzem ve kevserle bile yıkanamaz. Biz dünya denilen foseptik çukurunda yaşıyor, kurtlar gibi fakirlik, hastalık ve pislik içinde kıvranıyor, en iğrenç şekilde hayatta kalıyoruz. Işin komik yanı, en güzel şekil de yaşadığımızı sanıyoruz!" Şimdi Hacı Aga, ahlaki ve manevi temellerimizin