Çukurova geçiyordu gözlerinin önünden olduğu gibi. Bir tatlı, bir sihirli. Başka türlü. Mor Anavarza kayalıkları, kayalıkların üstünde hayal meyal seçilen yıkıntılar. Yeşil, durgun, ince ince kırışıklarla ürperen Ceyhan suyu, mavi, deliren, kuduran dalgalarıyla, safi ak köpük kesilen gürültülü Akdeniz. İpileşen güneş, ipileşen güneş.. Güneş altında bembeyaz kesilmiş Çukurova toprağı. Yağlı traktörler, kamyonlar, durmadan tozutan örümcek ağılı yollar, renk renk ışıktan toz direkleri, Torosa doğru durmadan koşan, büyüyen toz direkleri.. Tarlalar dolusu, yollar dolusu ırgatlar.. Gözleri keder içinde, yoksul, aç, elleri kocaman karıncalar gibi Çukurova düzünde kaynaşan ırgatlar..
Müslüman toplumlar; ahlâkî evrenselciliği, erdemli ve adaletli bir insanî hayat alanı yaratma idealinin gerçekleşebileceği çeşitli toplumsal mekanizmalarda ortaya koydular. İslâmî bir bağlamda mevki kazanma ve toplum içinde yükselme siyaseti, bu durumda iki evrensel niteliğin kazanılması üzerine inşâ edilmişti: bilgi ve erdem. Her iki nitelik de insanlar arasında şerefliliğin nihâi ölçütü olan Kur'anî takva (Allah şuûru) nosyonunda imâ edilmiştir. Genel anlamda, İslâmî meziyet ölçütünün temeli de budur. Bu şekilde toplumun her üyesi ahlâkî ve adaletli bir toplumsal düzenin oluşturulmasına katkıda bulunmaya teşvik edilir.
Temel ilke saldırıya karşı savaşmaktır ki bu "Allah yolunda savaşmak"tır ve saldırganlardan olmamaktır: "Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez."