İsyanın kurtarıcı olması için, ne ferdî ne de içtimâi menfaat ve gayelerden hareket etmeyerek, insanda ilâhî bir cevher olan âlemşumul merhamet duygusundan doğması lâzımdır. Hem de bu duygu şahsiyetimizle uzun zaman kaynaşmış, ondan ayrılmaz bir bilgi yâni iman hâline gelmiş olmalıdır. Âdeta isyan bizde Allah'ın hareketidir.
Bizde en mükemmel ve ahlâkî nizamı yaratacak isyan, içimizde sonsuzluk iradesinin nefsimizin sefaletleriyle ihtiraslarına ve bunlardan doğan zulümlere karşı ayaklanmasıdır.
Hürriyetin en büyük ve esaslı düşmanı nedir bilir misiniz? Rûhî zaafımız. Canlılar dünyasında, hayvanlar âleminde bile en mütecaviz, en tehlikeli olanlar, en korkak ve hayatlarını koruma endişesine en fazla düşkün olanlardır. Ruhtaki bütün zaafları gideren ilâhî kuvvetin aşk olduğunu söylemiştim. Ruhlardaki aşk güneşi doğunca bütün zaaflar sanki buharlaşıyor. Aşkı yeryüzüne ilk defa Hristiyan dini, sonra da İslâm güneşi getirdi. Oscar Wilde'nin dediği gibi, "İsa yeryüzünde aşkların sultanıdır." Kur'an ise, sesindeki nağmelere hayran hafız gibi değil de şuurla, iman ile okunursa, görülür ki baştan aşağı aşk ile doludur: İlim aşkı, adalet aşkı, ideal aşkı ve iman dediğimiz bütün bu değerlerle temasa geçen rûhları sonsuzluğa götüren selâmet aşkı. Heyhât! Hasretimizin kaynağı olan din, bezirgân rûhlu, menfaat mâbudlu, hırs ve kinlerle yüklü insanoğlunun eline geçmesin. İşte o zaman din adamları dediğimiz gûya vicdanlarımızın önderleri dini, bütün rûhundan, bütün aşkından sıyıracaklar ve kendi menfaatleriyle kendilerini ve zümre menfaatlerini dine maledeceklerdir ve elllerinde dini ticaret ve siyaset mevzuundan farkı kalmayacaktır.
İmâm-ı Âzam gibi büyük bir idealist, gerçek Müslüman, zûlme hizmetkâr olmamak için Allah'a söz veren vicdaniyle mahkûm olup da zindanda sopa altında can verdiği hâlde, sözde din adamları mütemadiyen her çeşit iktidarla uysallık senetleri imzalamasını veya hiç değilse susmasını bilen Şanso-Pansa'lardır, Makyavel'lerdir. Dünyada siyaset yapmayacak iki kuvvet varsa biri din, öbürü ilim olmak lâzım gelirken, din ve ilim adamlarının siyasete gönül vermeleri, dünya hâkimiyetini parmağındaki yüzük gibi kullanan Yavuz'ların, huzurunda eğildiği ilim ve din adamlarını, sonra en sefîl vicdanlara uşak yapmıştır.