İnsan kendi rûhundaki huzursuzluğu tabiata taşır. Bu ruh huzursuzluğunu ortadan kaldırmak için, tabiatta müşahede ettiğimiz kusursuz anlaşılabilirliğin insan rûhuna da sokulması gerekir. Burada da aynı tabiat kanunlarının hüküm sürmesi gerekir. Gerçekte de bu böyledir. Fakat biz bunu bilmiyoruz ve ruhtaki huzursuzluk da buradan geliyor. Cehaletimizin ve kibrimizin, gururumuzun sonucu, saf bir kurıntuyla kendimizi hür zannediyor, ve tabiat nizamının dışına koyuyoruz. İnsan sefaleti de bu noktada başlıyor. Böyle olunca, sonunda kendilerine tâbi olmak gâyesiyle, çareyi tabiat kanunlarını tam olarak bilinmesinde aramak gerekiyor. Bu, ilâhî birliğe çevrilmiş eşsiz bir nizâmdır.