Halil Aydın

Halil Aydın
@halilokur04
Economics, 3/4
5 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Bilimin ve değişimin gerisinde kalmak..
Birinci Dünya Savaşi, Osmanli Imparatorluğu'nun sonunu getirdi. Onceki iki yüzyilda Bati'da yaşanan bilimsel atilima, siyasal ve sosyal aydinlanmaya ayak uyduramayan Osmanli imparatorluğu, son dönemlerinde bazi islahat girişimlerinde bulunmuş olsa da yikilmaktan kurtulamadi. Osmanli'nin yikilişi 1920'leri bulmuş olsa da çöküş çoktan başlamişti. Bunda, eskiden hocalar eşliğinde bilim, dil, sanat, kültür eğitimi alan şehzadelerin ilerleyen dönemlerde kafes arkasinda yetiştirilmeye başlanmasinin da önemli etkisi vardir. Fatih Sultan Mehmet'in bilgisi, görgüsü, dünya görüşüyle son dönem padişahlarinin bilgisi, görgüsü ve dünya görüşü arasinda dağlar kadar fark vardi. Benzer bir durum devletin bütün kurumlarina yansimişti. Medreseler bozulmuş, Enderun sistemi kalkmiş, yeniçeri birliğini kaybetmişti. 9 Ocak 1853'te Rus Çar Nikolay, St. Petersburg sarayinda düzenlenen bir gecede Ingiliz Büyükelçisi George H. Seymour'a Osmanli'nin, Avrupa'nin hasta adami olduğunu ve bu durumdan ingiltere ile birlikte yararlanarak Osmanli'yi ele geçirmeleri gerektiğini anlatmişti. Oysa bu sirada Ingiltere, Osmanli'nin da- gilmasini ve boğazlarin Rusya'nin eline geçmesini istemiyordu. Yani Osmanli'nin durumu aslinda yikilişindan 70 yil kadar önce Avrupa'nin hasta adami" benzetmesiyle tanimlaniyor, topraklarinin nasil paylaşilacağinin hesaplari yapiliyordu.
Siyaset & Politika
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Türkiye, 1990'lardan bugüne kadar ikisi kendi yönetim kusurundan, birisi de küresel sistemin kusurundan kaynakianan üç ekonomik kriz yaşadı: 1994, 2001 ve 2008 krizi. Bunlardan ilk ikisinden IMF desteğiyle çıkt. Kuresel krizin etkisini ise IMP desteği olmaksızın atlatmayı başardı. Bu üç krizden çıkarken Türkiye, sadece 2001 krizinden sonra yapısal reformları yaşama geçirdi. Bankacılık sektörüyle ilgili birçok düzenleme yaptı. Kamu mali disiplinini sağlamak yönünde de düzenlemeler yapıldı. Bunların sonucu olarak ekonomi daha sağlıklı bir yapıya ka- vustu. Bu düzenlemelerden sonra Türkiye hiçbir konuda yapısal reform yapmadi. Oysa ekonominin sosyal, siyasal ve ekonomik alanda bircok yapısal reforma ihtiyacı var. Bunlar arasında eğitim sisterninin bilim temeline oturtulması, yargı bağımsızlı- ,demokrasıde daha ileri adımlar atılması, üniversitelere özerk lik verilmesi, vergi sisteminde dolaylı vergilerin ağırlığının azaltilması, teşvik sisteminin dogru kullanılarak yerli üretimin reka betçi bir biçimde gelişmesinin sağlanması, enerjide yerli kaynak kullanımının arttırılması ve dolayısıyla cari açığın düşurulmesi en önde yer alıyor.
Ekonomi
Ekonomik krizler
Üçüncü büyük kriz, içinde yaşadığımız 'Küresel Kriz'dir. Başlangıçta bir finans krizi gibi çıkmış, ilerleyen aşamalarda konu finans krizini aşarak bir ekonomik krize dönüşmüştür. IMF'nin bu krize verdiği isim Büyük Resesyon olsa da dünyada genel kabul gören adlandırma küresel krizdir. Aslında daha önce de değindiğimiz gibi bu bütün dünyayı kapsayan ilk kriz olması nedeniyle küresel kriz olarak adlandırılması doğru olacaktır. Küresel krizin çıkışı, büyük ölçüde emlak fiyatlarının mortgage kredileriyle şişirilmesine ve çoğunluğu bu tür değerlere dayalı kâğıtların satılmasına dayanıyor. Krizin ilk işareti, 2006 yılinda ABD'de mortgage kredilerinin ödenmesinde sorunların ortaya çıkması ve bu sorunların iki büyük mortgage kuruluşu olan Fannie May ve Freddie Mac'in batmanın eşiğine gelmesiyle oldu. ABD hükümeti bu iki devlet kurumunun kurtarılmasını sağladı. Böylece kriz 2 yıl ertelenmiş oldu. 2008 yılında büyük bir yatırım bankası olan Lehman Brothers'ın batışıyla birlikte birçok başka kuruluş da etkilendi ve ABD ekonomik krize girdi. Sonrasında kriz Ingiltere'de ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde benzer şekilde ortaya çıktı. Yıllardır zaten krizde olan Japonya da bu krizden ayrıca etkilendi. Dünyadaki birçok ülke de bu krizden az veya çok etkilendi.
Ekonomi
Türkiye, 1950'ye kadar yaşadığı zorluklardan sonra kişi başına gelirini daha hızlı arttırmayı başarmış görünüyor. 1923'ten 1954'e kadar savaştan çıkmış yıpranmış yapı, Osmanlı borçlarının ödenmesinin getirdiği yükler, 1929 Büyük Depresyonu, İkinci Dünya Savaşı ve onun yarattığı sıkıntılarla yürüyen ekonomi 1954'te Osmanlı borçlarının son taksitini de ödeyerek rahatlamış. 1950 yılında Demokrat Parti'yle birlikte kapitalizme daha fazla yaklaşmış olan Türkiye ekonomisi belirli bir atılımın da içinde girmiş. Bir başka deyişle kapitalist modele entegre oldukça gelirini ve dolayısıyla refahını arttırmayı başarmış.
Adam Smith'in 'Ulusların Zenginligi' adlı eserinde dedigi dogrudur "Tüketim, bütün üretimin tek ve nihai amacidır." Sanırim "Taş Devri Ekonomisi' adlı kitabinda ihtiyaclarımızın sinirsiz olmadığını, birçok şeyin aslında ihtiyaç olmadığını kabul etmekle başlamamızı öneren Marshall Sahlin'in görüşlerini dikkate alarak işe girişmemiz gerekiyor
Ekonomi