Halil Uludağ

Polatlı'daki Batı Cephesi Karargahı'nın önünde sararmış, yorgun ama mağrur yüzler... Yitirdiklerini, kazandıklarını, hayallerini konuşmaktadırlar. Genç bir ihtiyat zabiti elindeki kâğıda evire çevire bir şeyler yazmakta. Kurmay Başkanı Asım Bey gülümseyen bir merakla herkesin dikkatini o küçücük kâğıda toplar: -Hasan Efendi hayırdır? Yavukluya name mi yazıyorsun? - Hayır kumandanım. Hatırlarsanız, muharebelerin başında arkadaşlarla size Yunanların ne yapmaya çalıştığını sormuştuk. Siz de cephemizi uzatmaya çalıştıklarını, onların her adımda karşılarına çıkabilmek için ihtiyatları uzayan kesime kaydırmak zorunda kalacağımızı, böylece müdafaa derinliğimizin azalacığını söylemiştiniz. - Evet hatırlıyorum. Uzattılar da. - Kumandanım aslında tam öyle değil. Cephemizi tam doğuya değil, yay şeklinde kuzeydoğuya doğru uzatmışız. Böyle olunca, muharebelerin başında 100 kilometre olan cephe uzayacağına kısalmış. Son savunduğumuz Karayavşan hattındaki cephe 70 kilometre. Yani Yunanlar ava giderken avlanmış. - Dahası da var teğmen. Cephe bu hale gelince kanatlar arasındaki intikal yolları da kısaldı. İhtiyatları daha hızlı kullanabildik. Ayrıca bizim cephe gerisinden ikmal mesafelerimiz yaklaşık yirmi kilometre kısaldı, Yunanların yirmi otuz kilometre uzadı. O uzayan ikmal yollarında da bizim süvariler yapması gerekeni yaptı. - Bütün bunlar tesadüf mü, yoksa bu hesapları hep bilerek mi yaptık kumandanım? Asım Bey üst kattaki, başkomutanın açık penceresine bakar: "Hayır teğmen! Türk kaderini şansa da, başkasının eline de bırakmaz!"
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Avucuna aldığı toprakla oynayan Zeynel Çavuş ise düşünmektedir: "Bu sadece bir toprak parçası mıdır? Bunun içinde az önce uğurladığımız Yarbay Esat Faik Bey yok mu? Hatta Nazım kumandanım?" Haymana topraklarında bir avuç adam, avuçlarında vatanı tutmaktadır.
28 Ağustos 1921, Pazar akşama doğru Ordu Karargâhı'ndan gelen pusulayı okuyan Prens Andreas öfkeyle buruşturup fırlatır: "Lanet olsun!" Tanımlanamayan bir süvari birliği II. Kolordunun cephane ve gıda ikmalini sağlayan otomobil kolunu vurmuştur. Daha bir gün önce de Emirdağ'da kolordunun ekmek ihtiyacını sağlayan fırını havaya uçurmuş, kolordusunu iki gün boyunca aç bırakmıştır; "Türklerin süvari grubunu ve örtme tümenlerini biliyoruz, izliyoruz. İyi de, bu hayalet gibi bir anda ortaya çıkıp sonra kaybolan süvariler de neyin nesi?
Süngüsünü Siper Almak!
4üncü Tümen Şerefligökgöz köyünün kuzeydoğu sırtlarına yerleşmiş, tabiatın ve zamanın elverdiği ölçüde bölgeyi tahkim etmeye çalışmaktadır. 42. Alayın Giresunlu uşakları dertlidir; "Taşına toprağına kurban olayım Görele. Kazmayı vurdun mu adam boyu yarar atarsın toprağı! Bu ne yahu?" Küreğine dayanmış sırasını bekleyen bir diğeri umutsuzca etrafına bakınır; "Kazmak istesen taştan kazılmaz ama taş dizeyim desen taş yok. Nasıl bir memleketse?! Yine süngümüzün ardına siper alacağız". Süngüsünü siper almak!
Niksarlı onbaşı mevzilere taş taşıyan, yorgunluğu her halinden belli bir acemiyle eğlenmektedir. "Gel yeğenim gel! Bak bura Kocadere; yorulduysan otur yere, susadıysan aha dere, acıktıysan Allah vere!" Etraftakiler kahkahayı patlatır. Ahmet Rıfat Bey neye güldüklerini bilmeden onların bu hallerine gülümser; "Yarın ateşten geçecekler, yine de neşeliler. Allah hepsini esirgesin"