Halil Uludağ

Faik Alî 1936 da "Bu da Türk'ün türküsü" şiirinde şöyle sesleniyor : Ey Türk, ey Güneşoğlu, Yurdun güzellik dolu, Toprağı gül kokulu Cennettir Anadolu. Dağ, yayla, sonra deniz Akdeniz, Karadeniz Marmara ara deniz, Cennettir Anadolu. Nuruyla Atatürk'ün Yükseldi her ay, her gün Bak diyor, doğdukça gün, Cennettir Anadolu.
Reklam
İşte onun içindir ki bu konuşmamda tarihimizden bahsederken bilhassa bu kaynakta en büyük gelişmiş bir millete mensup olduğumuzu belirtmek istedim. Bu medeniyet tarihinde kökünü bulan bir millet hiç bir zaman "Az gelişmişlik" vasfını benimseyemez. Bunu fert olarak, millet olarak tamamen üzerimizden atmak gerekmektedir. Biz ayrıca dünyanın en güzel en zengin iktisadi tabii kaynaklarına sahip bir yurdun evlatlarıyız. Bunları bugün değerlendirmek hepimizin çalışmasiyle mümkün olmaktadır. Bu "az gelişmiş" deyimini Atatürk sağ olsaydı, mutlaka en büyük kuvvetle reddeder ve hiç bir zaman kullanmamıza razı olmazdı. Biz millet olarak soylu, köklü bir tarihe mâlik olmakla Türk inkılâplarının, Atatürk prensiplerinin ışığı ve hedefi etrafında toplandıkça çalışmalarımıza güvenerek mesut ve müreffeh insanların topluluğu olarak dünya milletleri arasında yerimizi, eşit şartlarla almış bulunuyoruz. Hepinizi bu ideal etrafında toplanmaya davet eder ve çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Arıburnu ve Anafartalar galibi M. Kemal
Birinci Cihan harbinde Çanakkale boğazını geçmek veya Gelibolu yarımadasına batıdan asker çıkarmak isteyen İtilâf kuvvetlerine karşı Türk donanma ve ordusu en şiddetli mukavemet kudretini göstermişti. Bu harbin en önemli stratejik yeri daima bu boğazlar bölgesi olmuştur ve yine bu harp boyunca Türk topraklarının kilitli bir kapısı Çanakkale boğazı ve Gelibolu yarımadasıdır. Bu cephenin karadan müdafaa ordusu içinde Gelibolu yarımadasında M. Kemal ilk askerî zaferini elde etmiştir. Türk ve müttefik orduları içinde, M. Kemal, ismi bu vesile ile tanınmıştır. Arıburnu ve Anafartalar galibi M. Kemal, yıllarca sonra bu savaş safhalarını anlatırken insan kayıplarımızdan dolayı büyük hüzün ve elem duyduğuna kaç kereler şahit oldum. O düşmanın nefes alışını işitircesine, karşılıklı cephelerde bulunan ve savaşan değerli Türk subay ve erlerinin cesaret ve fedakârlıklarını binbir örnek ile anlatırdı. Fakat Anafartalar Grubu kumandanı M. Kemal insan olarak Türk şehitlerini ve düşman ölülerini gördüğü zaman, (Ağustos 1915) hayatının en acı dakikalarını yaşamış olduğunu gözleri yaşararak söylerdi. Bu taarruz ve müdafaa savaşlarıdır ki, Türk ordusuna tarih boyunca şan ve şeref kazandırmıştır.
Alıntı
Mr. H. Spaak / Günümüz problemlerinden ...
Eğer büyük ve her memlekete şamil bir kudret sahibi olsam, gazetelerin kalın puntolu manşetlerini kaldırırdım." Bundaki açıklaması ise şu mantığa dayanıyordu. "Bugünkü hayat şartlarımız, gürültülü ve yorucu muhitlerde geçmektedir. Asrın sürati, hayatımızın her safhasına tesir etmekte ve her insanı, bilhassa fikren yorucu bir duruma sokmaktadır. Gece uykusunda biraz dinlenebilen insanlar, sabahleyin ilk iş olarak gazetelerden haberleri okumaktadır. Bu haberler elbette çok çeşitlidir ve memleketlerimizde olduğu gibi, diğer memleketlerde de can sıkıcı fena haberler eksik değildir. Biraz dinlenmiş olan insan gazeteden bilhassa büyük puntolarla yayınlanan bu çeşit kötü haberleri, hem de birinci sahifelerde okumak mecburiyetinde olunca, o insandaki asabın daha sabahın erken saatlerinden itibaren ne kadar gergin olacağını tahmin edersiniz. Bu bir insanın günlük iş hayatının üzerinde menfî tesiri olduğu gibi, bilhassa çalışma gücünü de kırmaktadır." Bu açıklamalardan sonra Mr. H. Spaak gazetelerde verilen kötü haberlerin, bu psikolojik durum göz önünde bulundurularak, dikkat edilmesini tavsiye ediyordu. Bu konferansın üzerinden yıllar geçtiği halde, büyük puntolarla kötü haberlerin veriliş şeklini gördükçe bu sözleri hatırlarım.
Meselâ O'nun şu aşağıdaki sözlerini bugün söylenmiş olarak kabul edemez miyiz? "Artık insanlık mefhumu(kavramı) vicdanlarımızı tasfiyeye ve hislerimizi ulvileştirmeye yardım edecek kadar yükselmiştir. Vaziyetleri ve onların icapları medenî insan fikriyle ve yüksek vicdan aydınlığı ile müşahade ve mütalâa edersek şu neticelere varırız: İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak gayrı insanî ve son derece teessüfe şayan bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirine yaklaştırmak, onlara birbirlerini sevdirmek, karşılıklı maddî ve mânevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Cihan sulhu içinde beşeriyetin(insanlığın) hakikî saadeti, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalmasiyle mümkün olacaktır". 1937 de söylenmiş bu cümlelerde Birleşmiş Milletler fikri ve Unesco çalışmalarındaki gayeler yer almıyor mu?
Reklam