Halil Uludağ

Mazi , Hal ve İstikbal / Geçmiş , Şimdi ve Gelecek
Yine Atatürk Güvenlik Anıtına yazdırmak için "Türk öğün, çalış, güven" dediği zaman da, bu kelimelerde mazi, hal ve istikbalin aynı zamanda ifade edilmiş olduğu görülüyor. İnsanların hayatına, çalışmalarına hakim olan kuvvetin keşif ve icat kabiliyetlerine dayandığını düşünerek bunlarda başarı sağlamak her Türk'e nasip olsun.
Reklam
Ecnebi mekteplerde ders olarak okuduğum, coğrafya ve tarih kitaplarında Türk kavminin tarihi, medeniyet unsuruna önem vermeden, hattâ barbar lâkabiyle sadece istilâcı ve fâtih bir kavim olarak tanıtılmak istenmiştir. Atatürk'e bundan üzüntü duyduğumu söylediğim zaman (1929), Türk medeniyet tarihinin yazılması meselesi üzerinde tarihçilerimizi araştırmaya teşvik etmiştir. Türk Tarih kurumu'nun kuruluşu (1930) ile başlayan çalışmalarda vazife aldığım zaman ve ders okutmak görevlerimi yerine getirirken, esas itibariyle tarihte medeniyet meselesi başlıca konum olmuştur. Bunun, bütün öğretim ve neşir hayatımın da mihverini teşkil etmesini iştemişimdir. Atatürk'ün muhitinde tarih meseleleri tartışılır ve çalışılırken "medeniyet" kelimesinin delâlet ettiği mâna çok önemli yer işgal etmiştir. Bu tartışmalar bilhassa medeniyet, kültür ve hars kelimelerinin tarifi üzerinde olmuştur.
Atatürk bir toplantıda (Mareşal Fevzi Çakmak'ın kızının düğününde) hukukî konular üzerinde konuşuyordu. Bir hukuk profesörünün kendisine şöyle dediği duyuldu: "Siz yüksek tahsil görmediğiniz ve hukuk okumadığınız halde, bu konuları ne güzel tahlil ediyorsunuz". Ben Atatürk'ün bu kadar hırslandığı bir sahneyi nadir hatırlarım. Çok sert ve bütün salondakilerin duyabileceği bir sesle "Hoca, sen askerî mekteplerin Erkân-ı Harp (Akademi) sınıflarının ne olduğunu bilmiyorsun galiba. Biz yüksek tahsilimizi orada tamamladık, ama sizin hukuk kitapları dediklerinizi de, sizinkiler de dahil, sadece okuyor değil, onları tahlil ve kritik ederek okuyoruz.". Bu sözler, buz gibi bir hava içinde mahcup olmuş profesöre bu hitap ile kalmamış, o düğünde bulunanlara bu hususta bir ders verme fırsatını Atatürk'e hazırlamıştı.
Bence Atatürk bizlere idealler göstermiştir. O diyor ki "Mesudum, çünkü muvaffak oldum. (21 Haziran 1935)". Muvaffakiyeti mesut olmaya bağlayan Atatürk'ten işittiğim bir cümle de şudur: "Bir insan hayatında büyük bir muvaffakiyet kazanabilir, fakat yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o muvaffakiyet de unutulmaya mahkûmdur. Onun için çalışmak ve daima muvaffakiyet aramak herkes için esas olmalıdır".
Kadın Hakları
Türk tarihinin her sahasında erkeğile yan yana her fedakârlığı yapan millet ve vatan işlerinde büyük feragatla her mahrumiyete, her cefaya ve her acıya katlanan milletin, vatanın felâket ve saadetlerine aynı hisle iştirak eden büyük kalbli ve yüksek faziletli Türk kadını, müşterek eseri olan Cumhuriyet'te elbette ve elbette, kendi evinin işlerinde olduğu gibi Belediye işlerinde de temiz ve ciddî mevkiini alacaktır. (Bravo sesleri, alkışlar) İstipdat ve cehalet devirlerinden arta kalan kötü ve sakat zihniyetlerin sakil ve sakim mülahazaların Cumhuriyet ve İnkılâbın temiz ve faziletli muhitinde yeri yoktur. (Alkışlar). Kadınlarımızın yakın senelerde teşriî meclislerde de faziletkâr mevkilerini ihraz edeceklerine şüphe yoktur. (Alkışlar)." Böylece 3 Nisan'da kabul edilen Belediye kanununda seçme ve seçilme hakkı biz Türk kadınlarına tanınmış oldu. Bu hazırlık safhalarına Atatürk'ün muhitinde şahit oldum ve daha tafsilâtlı olarak bir kitabında da bu hatırâtımı naklettim. * Bu suretle görülüyor ki yedi yıl ara ile, 1923 Nisan ayında kadını seçime esas olan nüfus sayımında dahi kabul edemiyen zihniyet yenilmiş ve kısmî de olsa kadına seçim hakkı verilmiştir. 1934 yılının son ayında ise, B. M. Meclisine üye olma ve bütün seçimlere iştirak etme hakkı kanunlaşmıştır. Bu gün Birleşmiş Milletlerin andlaşmasında, "İnsanın ana haklarına şahsın haysiyet ve değerine, erkek ve kadınlar için olduğu gibi büyük ve küçük milletler içinde hak eşitliği" prensip olarak kabul edilmiştir. Bütün üye devletler bunu gerçekleştirmeyi hedef tutmuşlardır. 1945 yılında tesbit edilen bu milletlerarası antlaşma, gereği düşünülürse, biz Türk kadınları, medenî dünyada bu ideal addedilen prensibe Atatürk devrinde kavuşmuş bulunuyoruz. "Eşit Hak Eşit Vazife" düsturuna uymakla bu tarihçesini
Reklam