Türk tarihinin her sahasında erkeğile yan yana her fedakârlığı yapan millet ve vatan işlerinde büyük feragatla her mahrumiyete, her cefaya ve her acıya katlanan milletin, vatanın felâket ve saadetlerine aynı hisle iştirak eden büyük kalbli ve yüksek faziletli Türk kadını, müşterek eseri olan Cumhuriyet'te elbette ve elbette, kendi evinin işlerinde olduğu gibi Belediye işlerinde de temiz ve ciddî mevkiini alacaktır. (Bravo sesleri, alkışlar)
İstipdat ve cehalet devirlerinden arta kalan kötü ve sakat zihniyetlerin sakil ve sakim mülahazaların Cumhuriyet ve İnkılâbın temiz ve faziletli muhitinde yeri yoktur. (Alkışlar). Kadınlarımızın yakın senelerde teşriî meclislerde de faziletkâr mevkilerini ihraz edeceklerine şüphe yoktur. (Alkışlar)."
Böylece 3 Nisan'da kabul edilen Belediye kanununda seçme ve seçilme hakkı biz Türk kadınlarına tanınmış oldu. Bu hazırlık safhalarına Atatürk'ün muhitinde şahit oldum ve daha tafsilâtlı olarak bir kitabında da bu hatırâtımı naklettim. *
Bu suretle görülüyor ki yedi yıl ara ile, 1923 Nisan ayında kadını seçime esas olan nüfus sayımında dahi kabul edemiyen zihniyet yenilmiş ve kısmî de olsa kadına seçim hakkı verilmiştir.
1934 yılının son ayında ise, B. M. Meclisine üye olma ve bütün seçimlere iştirak etme hakkı kanunlaşmıştır. Bu gün Birleşmiş Milletlerin andlaşmasında, "İnsanın ana haklarına şahsın haysiyet ve değerine, erkek ve kadınlar için olduğu gibi büyük ve küçük milletler içinde hak eşitliği" prensip olarak kabul edilmiştir.
Bütün üye devletler bunu gerçekleştirmeyi hedef tutmuşlardır.
1945 yılında tesbit edilen bu milletlerarası antlaşma, gereği düşünülürse, biz Türk kadınları, medenî dünyada bu ideal addedilen prensibe Atatürk devrinde kavuşmuş bulunuyoruz.
"Eşit Hak Eşit Vazife" düsturuna uymakla bu tarihçesini