• Hem kız çocukları okula gönderilmiyor diyorsunuz, hem de geldiklerinde onları okullara almıyorsunuz. Bu nasıl eşitlik, bu nasıl okuma özgürlüğü, bu nasıl kadın hakları.....
  • "Beni sevmeni istiyorum, günlerimin sonuna kadar beni sevmeni istiyorum. Şairin acılı düşüncelerini sevdiği gibi beni sevmeni istiyorum. Bir gezginin, suya kanmadan önce yüzeyinde kendi yansısını gördüğü o temiz su kaynağını hatırlaması gibi; bir annenin gün ışığını görmeden rahminde ölen çocuğunu hatırlaması gibi, beni hatırlamanı istiyorum! Bağışlandığı haberini almadan önce ölen bir mahkûmu düşünen iyi kalpli bir kral gibi beni düşünmeni istiyorum."
    .
    Insan, bir ceviz ağacının altında durup gözlerini ağacın dalları arasında gezdirir önce. Yetişmek, zarif bir kopuş ile toprakla buluşmak için hayli zamana ihtiyacı vardır daldaki cevizlerin. Lakin insanoğlunun sabırla beklediği günlerin üzerine çoktan kalkmaz karlar yağmıştır. Yeşile doymuş dallardan birini tutar alelacele ve koparır cevizi dalından. Iki taş arasına koyup başlar taş ile kabuğunu kırmaya. Ceviz, erken gelen ayrılığın acısı ile kendisine dokunan elleri boyar ölünce üzerine atılacak toprağın rengine. Kısa süren bu macera insanın ağzında ham bir tat, cevizin anılarında toprak rengi bir sızı bırakır.
    .
    Şimdilerde her şeyi kısa zamanda tüketen insanların aşkın demlenmesine zamanları yoktur. Kısa süreli yaşanan heyecanın mirası ise her daim hükümsüzdür. Bu kitap aşkın demlenmesini sabırla bekleyebilecek insanlara
    .
    Cibran'ın 1912'de yayımlanan romanı Kırık Kanatlar, Arap dilinde yazılmış ilk romanlardan biridir aynı zamanda. Selma Karami'yle Cibran olduğu tahmin edilen genç adamın imkânsiz aşkının hikâyesi, pastoral şiir tadında bir aşk itirafıdır.
    Cibran bu içe işleyen metinde, Arap edebiyatında ilk kez din adamlarının yozlaşması ve kadın hakları gibi toplumsal meselelere el atar.
    .
    Daha önce Ermiş kitabını okumuştum ve bu kitabıyla yazara hayranlığım katlanarak arttı kuşkusuz
    .
    Pişman olmayacağınız bir okuma yapmak isterseniz siz de buyurunuz
  • Kocası tarafından zulme uğrayan ve hakları ihlal edilen kadın kanundan zulmün kaldırılmasını, haklarının iadesini talep edebilir...
  • Harp Akademisi'ndeyken elyazısıyla hazırlayarak, "Vatan" adıyla tek sayfalık dergi çıkardı. Hürriyet, kadın hakları, milliyetçilik konularında yazıyordu.
  • Simone de Beauvoir'da Kadın Hakları.

    '' Kadınlık doğuştan gelen bir şey değildir, kadınlık erkekleri egemen tutmak için toplumsallaşma süresince öğrenilmiş bir kurgudur. ''

    https://www.youtube.com/watch?v=TFCwwwb9Czk
  • “Aynur Demirdirek, bizi Osmanlı kadınlarının sesiyle, sözüyle buluşturuyor. Bu kadınların eğitim hakkından çalışmaya, kılık kıyafetten evlilik düzenine, tacizden özgürlük söylemine, ‘hayat hakkı arayışı’na tanıklık etmemizi sağlıyor.”
    Kitap, Osmanlı zamanında kadınların kendi haklarını savunmak için çıkarttıkları dergilerden alıntılarla oluşturulmuş. 1886’dan 1921’e kadar yayımlanmış olan bazı dergilerden oluşuyor. Bu dergilerde yazılarını paylaşan çoğu kadın, ilk başlarda, kendilerini feminist olarak tanımlamıyorlar. İslam kanunları çerçevesinde haklarının geliştirilmesi ve mevcut kadın hakları yasalarının İslam’a uygun olmadıklarını savunuyorlar. Çünkü kendilerinin, henüz eğitim hakları bile yokken, Batı kadınları gibi geniş haklara sahip olamayacaklarının farkındalar. Ancak daha ileriki dönemlerde çıkan dergilerde yazılan yazılara baktığımızda, kadınlar daha bir cesaretle, tam bağımsız olarak haklarını arıyorlar. Eğitim talebinden tutun, örtünme, evlenme kuralları, oy hakkına kadar isteklerde bulunuyorlar. 2. Meşrutiyetten sonra, gelen desteklerle birlikte, kadın haklarını düzenleseler de, yeterli değil.

    “Rağbetsizlik”
    Kadın dergilerinin kısa ömürlü oluşunun nedenini, kadınlar, rağbetsizlik olarak tanımlıyorlar. Örneğin, Mahâsin adlı dergi 900-1000 adet satılıyor. Osmanlı kadınları bunun yetersiz olduğunu düşünürken, kitabın yazarı, o günün okuryazar oranına bakılırsa dergilerin satışının hiç de az olmadığını belirtiyor.

    Haklarını nasıl arıyorlardı?

    Avrupa’daki gibi bir ayaklanma, kadınların sokağa çıkması gibi bir eylem söz konusu değildi tabii ki. Kendi deyimleriyle, “Avrupa feministleri”nin
    kendileriyle aynı koşullarda olmadıklarından, kendileriyle kıyaslamıyorlardı. Ancak hep takip ettikleri hissediliyor.
    1911’den sonra farklı farklı kadın konferansları düzenleniyor, dernekler kuruluyor. Günden güne katılımlar artıyor. Destek veren birçok erkek olmasına karşın, kadınlar, erkeklerin kadın haklarını hep ikinci plana attıkları ve kadının kurtuluşunun yine kadına bağlı olduğunu savunuyorlar. Yani, Avrupa’daki gibi erkeklerle birlik olma gibi bir çaba yok. Sanırım bu yüzden de bu hareketler bir alevlenip bir sönüyor, sonuç alınamıyor.

    Bize okullarda tarih öğretilirken ya da herhangi bir tarih kitabını okuduğumuzda kadınlara neredeyse hiç değinilmiyor. Sanki kadınlar olaylara hiç dahil değilmişler gibi bir izlenim oluşturuluyor. Mesela, medeni kanununun kadınlara altın tepside sunulduğu, savaşlar sırasında kadınların evde oturup kocalarını beklerken çocuk baktıkları gibi bir izlenim oluşturuluyor zihinlerde. Çoğu ülkenin tarih derslerinde kadınların örgütlenmelerini, hak arayışlarını anlatmazlar. Kadınlar tarihte çoğu zaman yer bulamaz ya da ikinci plana atılırlar.
    O yüzden ,o zamanlar bağırışları duyulmayan bu kadınların yaptıkları, söyledikleri şimdi duyulmalı.
    Kadınlar tarihten soyutlanmamalı.