O gecenin en önemli konuşması sadrazamın konağından çıkıldıktan sonra Mustafa Kemal'le Cevat Paşa arasında geçer. Paşalar gecenin o saatinde yan yana yürümektedirler.
İkisi de dalgındır. Düşüncelidirler. Sonra bir aralık Cevat Paşa başını kaldırır. Yanında yürüyen arkadaşını bir müddet süzer ve sorar:
-Bir şey mi yapacaksın Kemal?
-Evet paşam, bir şey yapacağım...
-Allah muvaffak etsin...
-Mutlaka muvaffak olacağız!...
Az sonra vedalaşırlar ve ayrılırlar.
Padişahla vedalaşma sırasında padişah, gösterişli davranışlarla ve elini bir tarih kitabına basarak birtakım cümleler sıralar:
Paşa paşa, şimdiye kadar devlete birçok hizmetler ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Bunları unutma. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa! Devleti kurtarabilirsin...
Ama, harbe giren ve harbi yürüten İttihat ve Terakki önderlerinden hiç kimse, harbe nasıl girildiği hakkında bilgi ve harbe girmek yolunda sorumluluk kabul etmemişlerdir. Gerçi olayların gelişmesi ve bütün hikâyeleri Enver'i baş, hatta tek sorumlu olarak gösterir. Fakat şu da bir gerçektir ki, İttihat ve Terakki sorumlularının yazdıkları hatıralar derme çatmadır. Hepsi de, çocuğumsu bir basitlik ve sorumsuzluk ruhu taşırlar. Hepsi de yazılarında hem birbirleri, hem kendi kendileriyle çelişirler. Bunların hiçbiri, istikamet tayin edici olaylara, dönüm noktalarına, suçlara, cinayetlere ve hem orduya, hem devleti batıran idaresizliklere dokunmazlar. Hatıralarında sanki rüyalar içinde gibidirler. Bazı teferruatı ileri sürerek esası gizlemek şeklindeki basit suçlu oyunu, hepsinin yazılarına hakimdir.
Gemiler (Alman) Boğaza girip her şey olup bittikten sonra bu olayı arkadaşlarına çocukça bir şaka ile, yahut soğuk bir espri yaparak anlatmıştı:(Enver Paşa)
- Müjde, bugün bir oğlumuz oldu (11 Ağustos 1941).
Evet, belki bir çocuğumuz olmuştu ama, bu çocuk pek yakında ve hiç acımadan anasını boğacaktı...
Ondan sonra Talât Bey'le Enver Paşa artık, hem kendilerini, hem başkalarını aldatmakla meşgul oldular. Mesela Çanakkale'deki gemiler İstanbul'a hareket ederken Talât Bey, sadrazamın bir sualine, gemilerin Çanakkale'de kömür almış olduklarını, misafirlik devresinin bittiğini ve şimdi nerede ise Akdeniz'e açılmak üzere olduklarını söylüyordu.
O sırada bir oyun daha oynandı. Daha Alman gemileri İstanbul'da görünmeden, Halil Bey'in bulduğu bir formülle bu gemileri Osmanlı hükümeti güya satın almış oldu. Gemilere Türk bayrağı çekildi. Alman mürettebata renkli kırmızı fesler dağıtılarak bu mürettebat, güya Türkleştirildi. Fakat gemiler gene Alman kumandanının ve mürettebatının elinde kaldılar. Bu kumandan gene Alman sefiri ve Berlin'le muhabereye devam etti. Tamamen başına buyruk olarak hareket etti.
Ama gemilerin birine "Yavuz", diğerine "Midilli" ismi verildi (16 Ağus- tos 1914) , ( devamından not / yorum: Sonra bu gemilerin Enver Paşa ve Cemal Paşa talimatıyla karadenize açılıp Rus kıyılarına saldırısı ile Türkiye fiilen 1. Dünya harbinin içine girdi. )
Yollar , hem çilelerimiz , hem kitaplarımızdır.
Hayatın gerçekleri bize kendilerini, çileli yolculuklarda, kitapların sayfalarından daha aydınlık olarak verir.