O gün bugündür, Küp gölünün oralardan geçenler, gölün kıyısına oturmuş, kara, ışık gibi akan uzun saçlarını sırtına sermiş, başı iki elleri arasında gözlerini som mavi suya dikmiş Gülbaharı görürler. Arada sırada Ahmet gölün sularında Gülbaharın gözüne gözükür ve Gülbahar kollarını açıp Ahmete yürür. 'Ahmet, Ahmet!' diye bağırır. Sesi bütün dağda yankılanır. 'Ahmet, Ahmet! Sen de benim yerimde olsan benim yaptığımı yapardın. Yeter artık, gel! Ahmet, Ahmet!'
Göl kaynar, Ahmet silinir. Gülbahar silinir ve küçük ak bir kuş gelip kanadını suyun som mavisine batırır. Ve sonra da bir atın kapkara gölgesi gölün üstünden gelir geçer.
Ağrıdağının yamacında bir göl vardır. Bir harman yeri büyüklüğündedir. Suları som mavidir. Her yıl, bahar dünyaya yürüdüğünde, bir sabah, daha gün doğmadan Ağrıdağının tekmil çobanlar da bu göle gelirler. Gölün kırmızı kayalıklarına, bakır toprağına kepenklerini atar, bin yıllık sevda toprağına otururlar. Akşam olurken bir de ak kuş gelir, küçüktür, kanadının birisini som maviye batırır, uçar gider. Arkada, az ötede de büyük bir at gölgesi göle doğru gelir. Gelir gelmez de ortadan kaybolur gider. Gün kavuşur kavuşmaz da çobanlar kavgalarını hep birden keserler ve Ağrıdağının karanlığında solar yiter,karanlığa karışırlar.