Van Gölü kenarında, kış kıyamet içindeki bir mevsimde, bir okul lojmanda başlayıp biten bir olay örgüsü. Konulu film nevinden. Fazla içeriği olmayan, sürekli yer-olay-kişi betimlemeleri ile devam eden bir roman.
Dairesel bir döngü sağlayan bir labitelrent gibi. Her sayfa, her paragraf dönüp dolaşıp aynı kavramlarda son buluyor: soğuk, fırtına, kar, nefret, düşmanlık, içsel planlar, bıkkınlık, çaresizlik.
Hiçbir yere varmayan sonsuz bir çabalama göze çarpıyor.
Bir köy lojmanında, aile kavramını yakalayamayan aile bireyleri, annelik kavramını yakalayamamış çocuklarına düşman bir anne, anlamsızlığı bir portre şekline dönüştüren bir tema ile karşı karşıyayız.
Sanki biraz Kafka'dan, bira, Oğuz Atay'dan esintiler var gibi. İç karartmak için kesinlikle doğru kitap.
Kitabın tek teselli kaynağı, kurgu olması.
Depresyondaki, hatta şizofren sınırlarındaki karakterler. Günlük hayatta da bunalmış, depresyona girmiş, kaos halinde çıkmazı yaşayan aileler var elbette, ama bu kitap en uç noktalarda bir sınır çizmiş. Buna benzer ailelerin yetiştireceği çocuklar, ilerde sorunlu aile büyükleri olmaya aday. -Herkesin, içinde bulunduğu durumdan kendini kurtarması mümkün.- tarzında, kişisel gelişim kitaplarında yazılan o süslü cümlelerin gerçek hayatta pek bir karşılığı yok maalesef.
Yazarın kalemi kuvvetli, o konuda söylenecek fazla bir şey yok. Sadece şunu sormak isterdim yazara: Senin derdin ne? Bu neyin dışa vurumu?