Cimri’yi gülümseyerek bitirdiğim kitapların arasına kaydettim ve şunu fark ettim: 1600’lü yıllarda yazılmış bir metin, insanı bugün bile bu kadar güçlü bir şekilde yakalayabiliyorsa, bu metinde geçen karakterlerin iyi bir gözlemden çıkmış olduğunu söyleyebilirim.
Hikâyenin başrolündeki isim Harpagon… Gerçekten sinir bozucu bir adam. Ama bir o kadar da tanıdık. Parayı öyle bir seviyor ki insanı sevmesi bile insanı şüphede bırakıyor. Çocuklarına, çevresine, hatta kendisine bile cimriliği üzerinden hükmediyor. Onun dünyasında duygu yok; maliyet var. Sevgi yok; hesap var.
Okurken bir yandan güldüm, bir yandan “Yok artık!” dedim. Ama en çok şuna takıldım: Cimrilik sadece para saklamak değilmiş. Harpagon aslında güven saklıyor, korku saklıyor, hatta hayatı saklıyor. Parayı toprağa gömüyor ama aslında kendi kalbini gömüyor.
Metnin yazarı Molière’nin dili çok canlı. Diyaloglar, sahnede izliyormuş hissi veriyor. Tartışmalar o kadar ritmik ki sanki bugünün sitcom temposu var. Hatta bazı anlarda, “Bu adam bizim mahallede yaşasa şaşırmazdım.” bile dedim.
Eserde beni en etkileyen şey, komedinin altındaki acı oldu. Harpagon komik ama trajik de. Parası var ama huzuru yok. Çocukları var ama bağı yok. Kendi kurduğu düzenin içinde boğuluyor. Bu yönüyle eser sadece güldürmüyor; hafifçe sarsıyor da.
Sonuç olarak Cimri, “Para insanı bozar.” demiyor; “Para, zaten neysen onu büyütür.” diyor gibi geldi bana. Harpagon kötü biri mi? Belki. Ama en çok korkak biri. Kaybetme korkusu onu insanlıktan uzaklaştırıyor.
Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: Cimrilik en pahalı alışkanlık olabilir. Çünkü bedelini para değil, insanlar ödüyor.
Okuması keyifli, düşündürücü, kalıcı bir klasik. Eğer bir gün cebinizdeki bozuklukları sayarken yüzünüz asılıysa, Harpagon size uzaktan göz kırpıyor