Nisanın 3.kitabı.
Bir insanın çocukluğunda varlığının yok sayılması, nefret söylemlerine maruz bırakılmasının nelere yol açtığını adım adım izletiyor. Öyle bir hal almış ki durum, yazar Fransanın içinden nice felsefeci, bilim insanı çıkaran en prestijli okullarından birine giriyor, en kalifiye çevrelerin parçası olup, en saygın masalara oturuyor ama ruhu bir türlü doyuma ulaşmıyor. Sürekli ve sürekli kendinden, geçmişinden kaçıyor, insan ve çevreyle sınırlı değil bu. Bu öyle bir nefret ki çocukluğundan, sesini,duruşunu,adını, konuşmasını, gülüşünü her şeyini değiştiriyor. Hepsi aslında o iğrenmek zorunda bırakıldığı çocukluğundan (kendinden) bir kaçış. İnsanın insana hala hali hazırda yapmaya devam ettiği bu zorbalık beni şok ediyor her maruz kaldığımda. Ayrıca dilindeki cesareti ve şeffaflığı da dikkat çekici. Bana o şeffaflık biraz “anlatayım, üzerimden eksilsin” hissiyatı verdi.