Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığını bilmez. Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın anını şimdi yaşadıklarını içtenlikle ve sık sık düşünebilir ya da söyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini daha da mutlu olanı ileride yaşayacaklarına inanırlar. Çünkü özellikle gençliğinde hiç kimse bundan sonra her şeyin daha kötü olacağını düşünerek hayatını sürdüremeyeceği gibi, Insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysan, geleceğinde güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur.
Füsun’a söyledigim son cümlenin bir anlamı daha vardı. Sibel’in evlenmeden önce benimle yatmasına aşk ve güven ile, Füsun’un aynı şeyi yapmasını iste cesaret ve modernlikle açıklamış oluyordum. Bundan da, ağzımdan çıktığı için yıllarca pişmanlık duyacağım “cesur ve modern” iltifatı yüzünden benimle yattığı için Füsun özel bir sorumluluk ve bağlılık duymayacağım sonucu çıkıyordu. Çünkü “modern” olduğuna göre, evlenmeden önce bir erkekle yatmak ya da evlendiği gece bakire olmamak onun için yük olmazdı tıpkı hayallerdeki Avrupalı kadınlar ya da İstanbul sokaklarında dolaştığını söylenen kimi efsane kadınlar gibi… Oysa ben, o sözleri Füsun’un hoşuna gideceğini sanarak söylemiştim.
Sadece onların anlatımlarıyla yorumlanan bir tarih anlayışı bilimsel sayılıyordu. Oysa haklarında bilgi edinemedikleri insanları ve onların geçmişin kültür birikimine etkilerini yok farz etmek, bilimsel olmayan garip bir anlayış…