Hamza Gök

"Aziz arkadaşlar! Sizin görevinizin ne kadar ağır olduğunu bilirim. Ücra köylerde ne kadar güçlükle çalıştığınızı ve emeğinizin ahali tarafından takdir edilmediğini de biliyorum. Maddi durumunuzun kötü olduğunu biliyorum. Fakat ne yapalım? Asla hatırınızdan çıkarmayınız ki biz milleti uyandırmak için giriştiğimiz bu büyük işin henüz başlangıcındayız. Biz yeni eğitim ordusunun önderleriyiz. Milletin cehaleti ile mücadele ederken, bütün ağır yükleri sırtımızda taşımaya mecburuz. Burada ilk zamanlarda belki bizi takdirle karşılamayacaklardır. Fedakârlıklar yapacağız, içimizden kurbanlar vereceğiz. Bu zaruridir ve kaçınılmazdır. Ben sizi fedakârlığa davet ediyorum. Yalnız kendini feda etmeye hazır olanları çağırıyorum. Afedersiniz. Açıkça söylemek istiyorum. Her meslekte olduğu gibi öğretmenler arasında da mesleğe yabancı olan pek çok kimse vardır. Bunlar meslekte zanaatçı bile değildir. Bunlar öğretmenlik mesleğini hakir gören gündelikçilerdir. Böylelerine dostane nasihat ederim. Öğretmenliği terk etsinler. Kendilerine başka bir meslek arasınlar. Gitsinler, tüccar ya da kâtip olsunlar. Çok diri ruhlu insanların işgal etmesi gereken mevkileri başkalarına bıraksınlar. İşte benim ricam üzerine memleketimizin en büyük âlimleri size beşer altışar konferans vermeyi kabul ettiler. Onların ilimlerinden faydalanınız. Daha sonra okullarınıza döndüğünüz zaman siz de kendi talebenize ilim aşkını aşılayınız."
Sayfa 45 - Palet yayınları, Çev: Ali Haydar Taner·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Bütün memleketi sulamak için bir, iki, üç dere yeterli değildir. En ücra kulübeler bile, göl, pınar veya dere gibi bir su kaynağına muhtaçtır. Milletin manevi susuzluğu da buna benzer. Her yerde milletin kana kana içebileceği canlı pınarlar bulunmalıdır.”
Sayfa 43 - Palet yayınları, Çev: Ali Haydar Taner·Kitabı okudu
Biraz uzun ama kesme yapmak olmazdı
Snellman yeni doğan Fin aydınlarının en güzel örneğidir. O, birkaç genç öğretmen, papaz, avukat ve memurla birlikte halk kitlesi arasında eğitim-öğretimin yaygınlaşması maksadıyla seferberlik ilan etmiştir. Bunlar diyorlardı ki: "Aydın olmak; modaya uygun elbise ve şapka giymek kolalı gömlek taşımak değildir. Aydın kesim, milletin dimağı derecesindedir. Millet sizi iyi bir eğitim gördükten sonra, iyi bir maaş alasınız ve akşamları kahvehanelerde iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenesiniz diye okutmamıştır. Böyle yapanlar hakiki aydın değildir. Onlar aydınların küflenmişidir. O komşuların hepsi, millî zekâyı geliştirmek, milli vicdanı uyandırmak, millî iradeyi güçlendirmekle sorumludur. Köylülere, işçilere ve kasaba halkının aşağı tabakasına, nasıl daha iyi yaşayabileceklerini öğretiniz. Millete hayatın kıymetini takdir etmesi ve koruması gerektiğini öğretiniz. Bizim çorak vatanımızda da her bir köylü ve işçinin daha varlıklı, daha sağlıklı, daha iyi bir hayat yaşayabileceğini anlatınız. Millete nasıl çalışması gerektiğini öğretiniz. Ucuz ve mütevazı olmakla beraber, daha iyi meskenlerin nasıl inşa edilebileceğini gösteriniz. Kendilerinin ve çocuklarının sağlıklarının nasıl korunacağını bildiriniz. Şen bir aile hayatının nasıl oluşturulacağını, erkeğin kadına ve kadının erkeğe nasıl davranacağını ve çocukların nasıl terbiye edileceğini öğretiniz. Milleti, her işi zamanında yapmaya, asayiş ve düzen içinde çalışmaya alıştırınız. Kendisinin ve başkalarının hukukuna saygılı olmayı öğretiniz. Bütün bu işlerde millete bizzat kendiniz örnek olunuz. Kendi aranızda ve halk ile ilişkilerinizde halkın eğiticisi olunuz. Bütün Suomi'yi büyük bir aile sayınız. Vatana o gözle bakınız. Hatırlayınız ki en fakir kömürcü, kantarcı ve hiz- metçi dul kadın da
Sayfa 42 - Palet yayınları, Çev: Ali Haydar Taner·Kitabı okudu
Toplum
Gelişmiş kültür, gelişmiş ordudan güçlüdür
Snellman "Sayma" adıyla yayımladığı gazetesinde hemşerilerine daima şu sözleri tekrar etmiştir: "Ne zaman bizim küçük milletimiz kendi büyük komşularından daha yüksek bir medeniyete sahip olursa, o zaman tehlike bertaraf edilmiştir."
Sayfa 41 - Palet yayınları, Çev: Ali Haydar Taner·Kitabı okudu
Toplum
İşte şimdi deminki ışıklardan eser yoktu. Bütün ovayı kar bürümüştü. Sonsuz bir beyazlığın içinden gidiyorlardı. Yol iz kaybolmuştu ama yolu şaşırmalarına imkân yoktu. Karış karış bildiği bu yerlerde yolu kendisi şaşırsa bile, atı şaşırmazdı. Bu düşünceyle can yoldaşı olan sevgili atının ıslak yelesini okşadı.
Sayfa 8 - Ötüken neşriyat, 80. Basım·Kitabı okudu