judith bir gün annesine eskiden ikiz olup artık olmayanlara ne dendiğini soruyor. evliysen, diye diye konuşmayı sürdürüyor judith, ve kocan ölmüşse, dul oluyorsun. anne babası ölen çocuklar öksüz oluyor. benim gibilere me deniyor ki? bilmem diyor annesi. belki de bir şey denmiyordur, diyor. belki de, diyor annesi.
gözkapakları bahar başında açan çiçeklerin taçyaprakları gibi narin, morumsu gri bir renkte. onları agnes kapamış. kendi elleriyle, parmaklarıyla kaparken, öylesine sıcacık ve kayganlarmış, bu görevi yerine getirmekte öyle zorlanmış, kendi parmaklarını - ıslak ve titrek parmaklarını- çok sevdiği, eline kömür kalem verilse ezberden çizebilecek kadar iyi bildiği o gözkapaklarına değdirmek öyle zor gelmiş ki. insan ölen çocuğunun gözlerini nasıl kapayabilir? gözlerini kapalı tutmak için iki madeni para bulup nasıl üstlerine yerleştirebilir? bunu kim yapabilir?
harikulade şeyler yaratmaya yazgılı olanlar, muhteşem yazgılarını tutuşturacak duygu kıvılcımlarını bir iki duygu kümesinden talep etmekle yetinmezler. onlar, gizemli bağlarla var olan her şeye, nabzı atan her şeye bağlıdırlar.
sokak ev midir? insan en sık ne yapar sokakta? düşler. neyi düşleyeceğini de aşağı yukarı bilir, ihtiraslarına, kıskançlıklarına, geçmişine kapılıp sürüklenir. çağımızın en çok rağbet gören düşünme mekanlarından biridir sokak, modern tapınağımızdır.