tarihin, sanki bir peri masalıymış gibi geçmişin raflarına saklamaya çalıştığı ancak günümüzde hala, aynı acı tonda gözümüze kulağımıza çığlıklarla haykırılan acımasız gerçeği.. savaş. üzerinde ne kadar düşünürsem düşüneyim empatimin yeterli olmayacağına inandığım bir realite. bu yüzden kitaplar, bu kitaplardaki kelimeler, başkalarının hikayeleri, başkalarının gözyaşları, hıçkırıkları, mücadeleleri biraz olsun anlamama yardımcı oluyor. göremediğim, bilmediğim, hiç denk dahi gelmediğim pencerelerden bakmama izin veriyor.
radva aşur, yazarımız, arap edebiyatinin altın kalemlerinden, kimi kesimlerce feminist olduğu için sevilmeyen ancak her zaman ortadoğu kültürüne ve kadınlarına sahip çıkarak mücadele etmiş çok değerli mısırlı bir edebiyat ustası. kendisine dair çokça yorum görüyordum ancak bu ondan okuduğum ilk kitabı oldu.
tanturalı kadının hikayesi, filistin'de 1948 yılında başlayan ilk katliamlar ve soysuz siyonist oluşumun insanları evlerinden çıkarmasıyla başlıyor ve yıllar içerisinde ömründe biriktirdiklerini bize anlatıyor. savaşın acımasız yüzünü, vatanının badem çiçeklerinden koparılan bir kadının hüzünlü kalbinden okuyoruz. kaybettiklerinin karşısında çaresizliği, suskunluğu, öfkesi, ince sitemleri.. hayat nereye savursa da kahvesini içecek vakit bulunca onu en iyi şekilde pişirmeye özenen tanturalı kadın. ayı dili konuşsalar da başka topraklara sığınanların bakışlarla, yaşam alanlarıyla nasıl ötekileştirildiğini görüyoruz. iltica yeni bir mesele olmadı hiçbir zaman. hayatın akışında tanturalı kadınının başına gelen her şey radva aşurun duru kaleminden sergileniyor.
benim en çok hoşuma giden iki detay vardı kitapta. ilki, böyle acımasız zalim bir felaketi bir kadının gözünden okumak. daha önce aynı temada kitaplar okumuştum ama ortadoğulu kadınların