hanabi

Reklam
"hem ışığa esir olduk diye üzülüyorsun hem de ışığı kendinde tutmak istiyorsun." "neden olmasın, yönümüz karanlıktan ışığa doğruysa, ışıktan sonra peki, ne geliyor diye düşünemez miyim? bunun için ışık olmak istiyorsam.. anlamıyor musun, karanlığı unutamadığımız için geri dönüp ölüyoruz belki, diyorum."
savaş sana çok şey öğretir. bunların ilki, duyu yetinin keskinleşmesi ve ateş atıldığı yerin yönünü tayin edebilmek için dikkat kesilebilmendir... ikincisi, bir miktar teslim olup ancak ölçüyle korku yaşamandır... üçüncü olarak da savaş sana evini terk etmek zorunda kaldığında önemlinin önemlisini yanına almayı öğretir. bir şişe su mesela... kesin olan şu ki savaşın sana öğrettiği dördüncü, beşinci, altıncı şey de var.. ama önce de öğrensen sonra da öğrensen her zaman öğrendiğin 'tahammül' oluyor. bekliyor ve dayanıyorsun, başka türlü olsa dengen altüst olur, kısaca delirirsin.
beklemek böyle olmaz, beklemek hayatla birlikte ayrılmadan durur, alternatifi yoktur. tren istasyonunda beklerken, aynı zamanda seni doğu, batı, kuzey, güney yönüne doğru götüren trenlere binebilirsin. çocuk doğurur, onları büyütürsün, eğitim alır işe girersin, aşık olursun ya da ölülerini gömersin. başına göçmüş evini yeniden tamir edersin veya yeni bir ev inşa edersin. tüm bunları istasyonda durmuş bekliyorken yaparsın. sen neyi bekliyorsun?
Reklam