Kitap okuma yolculuğumda diğer türlere nazaran bilim kurgu türünden daha az haz almama rağmen, bu kitap okuduğum bilim kurguların en iyisi olarak yerini aldı. 1895 yılında yazılan eser, cisimlerin üç boyutuna ek dördüncü boyut olarak 'zaman' kavramının olması gerektiğini düşünen bir zaman yolcusunun çok uzak bir geleceğe yolculuğunu anlatıyor.
Oldukça akıcı, kafa karışıklığı yaratmayacak bir kurgu ile yazılan kitapta en çok etkileyen şey insanlığın ve uygarlığın gelişimindeki gerileme ve ilkellik diyebileceğim bir zaman dilimine evriliyor oluşuydu. Zaman yolculuğu denince hep ilerlemiş bir toplum, uçan arabalar, yapay zeka ve sınırını artık tahmin bile edemeyeceğimiz bir teknoloji gelişimi hayal ederiz. Oysa bizim zaman yolcumuz sekiz yüz binli (802701) yıllara gidiyor ve karşılaştığı dünya tüm akıl almaz teknoloji ve zeka teorilerinin aksine , harap ve dağılmış bir evren ile zeka ve fiziki olarak gerilemiş bir canlı türü oluyor. Aydınlık ve karanlık içinde yaşayan iki tür olan bu canlılar aslında bir çeşit toplum tasavvuru diyebilirim. Gerçekten tüm bu hızlı gidişat ile aydınlanıyor muyuz yoksa daha karanlık bir zamana mı yolculuk yapıyoruz ? Gelişiyor muyuz yoksa uygarlıkla zehirleniyor muyuz ? Belki de umduğumuz gelecek hayal ettiğimiz gibi değildir..
Kitap kısa akıcı ve çok başarılıydı. Türünün en iyilerindendi benim için. Bilim kurgu okuma adaptasyonu için listenin başında okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.Bu defa hem okudum hem de storytel Barış Özcan seslendirmesi ile dinledim. Uygulamayı kullananlar varsa dinlenilmesini de tavsiye ederim.
Bu arada zaman yolcusu çantası ve kamerasıyla hala kayıp. Kim bilir belki aramızda ve bizi de şaşkınlıkla kayıt altına alıyor olabilir.
"Yoksa ileriye insanın hala insan olduğu, ancak zamanımızın