"Hayır, hiç de değil!" diyerek itiraz etti Thorin. "Senin yüreğinde sandığından çok daha fazla erdem gizli, güler yüzlü batının çocuğu. Cesaret ve bilgelik senin ruhunda eşit ölçüde kaynaşmış. İçimizde daha çokları keyifli bir yemeğe, coşkuya ve şarkılara hazine yığınlarına verdiğinden fazla değer verse bu dünya çok daha neşeli bir yer hâline gelirdi. Ama ister hüzünlü olsun ister neşeli, onu artık terk etmeliyim. Elveda!"
"Diyorsunuz ki Eldar cezalandırılmadı ve isyan edenler bile ölmüyor. Ölümsüzlük onlar için ne ödül ne de ceza, yalnızca varoluşlarının gereğidir. Onlar kaçamazlar; bu dünyaya bağlılar, ne kadar sürerse sürsün asla burayı terk edemezler çünkü bu hayat onların. Ve sizin, neredeyse hiç karışmadığınız İnsanların isyanı yüzünden cezalandırıldığınızı ve bu yüzden öldüğünüzü söylüyorsunuz. Ama bu ilk başta bir ceza olarak tasarlanmadı. Siz ölüm sayesinde, alıp başınızı dünyadan kaçabiliyorsunuz, ona bağımlı değilsiniz, umutta da usançta da. Böyle düşündüğümüzde, bu yüzden hangimiz diğerine imrenmeli sizce?"
"Yazgım, ey Kral, Elfler arasında bile pek az kişinin cesaret edebileceği türlü tehlikelerden geçirerek beni buraya getirdi. Ve burada, aslında aramadığım ama bulduğumda ebediyen sahip olmak istediğim şeyle karşılaştım. Çünkü o tüm altınların da, gümüşlerin de üstünde ve tüm mücevherlerin ötesinde bir şey. Ne kayalar ne çelik ne Morgoth'un ateşi ve ne de tüm Elf krallıklarının kudreti beni arzuladığım hazineden mahrum edebilir. Çünkü kızınız Lúthien, Dünya'nın Çocukları içinde en güzeli."