10/10
·86 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
İmam Gazâlî / Ey Oğul. Eyyühe'l Veled. Çeviren Yavuz Selim Mercan. İmam Gazâlî Tam adı, Huccet'ül İslam Ebu Hamid Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed el-Gazali et-Tusi'dir. 1058 yılında Horasan bölgesinin Tus şehrinde dünyaya geldi. Huccetulislam ve Zeynuddin gibi lakaplarla da tanınmaktadır. Künyesi Ebu Hamid olmakla birlikte İmam'ın, Hamid adında bir oğlunun olup olmadığı bilinmemekte, eğer varsa küçük yaşta vefat etmiş olabileceği, düşünülmektedir. Ortaçağ Batı skolastiklerince AbuHamet ve Algazel diye tanınmaktaydı. İmam Gazali'nin ailesi hakkında bilgiler son derece azdır. Sonraları özellikle sufi kimliği ile büyük ün kazanacak olan Ahmed el-Gazali adlı kendinden küçük bir erkek kardeşi, birkaç da kız kardeşi vardır. Muhtemelen tasavvufa eğilimi bulunan babası Muhammed bir yandan Tus'daki İplikçi dükkanında el emeği ürününü satarak geçimini sağlarken bir yandan da aydın çevre ile ilişki kuruyor, katıldığı Cami derslerinde bilgisini arttırıyor, hatta imkanı ölçüsünde ilim erbabına maddi destek sağlıyordu. Bu arada oğulları Muhammed (İmam Gazali) ve Ahmed'in de iyi bir öğrenim görmelerini arzuluyordu. Onları dilediği gibi okutmaya ömrünün yetmeyeceğini anlayınca bir sufi dostundan oğullarının eğitimi ile ilgilenmesini rica etti. İmam Gazali okuma yazma, Kur'an-ı Kerim'in ezberlenmesi, dil bilgisi ve aritmetik gibi alanlarda dönemin geleneksel ilim öğrenimini bu baba dostunu desteğiyle görmüştür. Tasavvuf kimliğinin gelişmesinde babasının ve bu baba dostunun etkisi görülmektedir. İmam Gazali ileri düzeydeki ilk öğrenimini 1073 yılında Ahmet bin Muhammed er-Razkani adlı alimden fıkı dersler alarak Tus şehrinde başlamış, daha sonra Cürcan'a giderek burada İsmaili denilen bir zatın öğrencisi olmuştur. Beş yıl süren Cürcan'daki öğreniminden sonra bir kafile
Ey Oğulİmam Gazali · Kuba Yayınevi · 20266,6bin okunma
Puan vermedi
“Kendini tanımak, başkasını değiştirmeye çalışmaktan çok daha acı vericidir.” “Ben gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa korkularım mı bana bunu istetiyor?” sorusunu sürekli kendime soran biri olarak, kitap üzerimde ürpertici bir etki bıraktı. Sevgi bazen karşıdakini olduğu gibi görmek değil, kendi eksikliğimizi onun üzerine yansıtmaktır… Ah, bu hata gibi görünen ama asla yapmaktan kaçamadığımız yansıtma öyle tehlikeli ve sinsi ki. Evet, “İnsan bazen özgür olmak ister ama özgürlüğün bedeli olan yalnızlıktan korkar.” Ama hangisi daha korkutucu, bilemiyorum: Nietzsche gibi soğuk duvarlar arasına kendini kapatıp avutucu ve yüceltici ideallere sığınarak katı bir hayat sürmek mi, yoksa tüm hatalar ve anlam karmaşaları arasında mutluluğu da, sevinci de, hayal kırıklığını da, gurur duymayı da, sevmeyi de, sevilmeyi de, nefret etmeyi, hatta nefret edilmeyi bile göze alıp denemeye devam etmek mi? Hem de hiç yılmadan… İlginç bir şekilde, bu tedavi düellosuna dahil olanlardan bir diğeri de ben oldum. Tedavi olabildim mi, ondan pek emin değilim. Nietzche’yi bu denli katı bulmama rağmen, kendimi en çok ona yakın hissetmiş olmak da beni ayrı şaşırttı…
Edebiyat
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470,1bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ruken, Hayalet ve Diğerleri
9/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 15:20
Aslında çok inceleme yazan biri değilimdir. Ancak elime aldığım kitap eski bir dostumun, birlikte gazetecilik yaptığım bir meslektaşımın, bir yazar arkadaşımın olunca iş değişiyor haliyle. Hazır okuyup bitirmişken sizlere Vecdi Erbay'ın Sol Elin Hatırası kitabından biraz bahsedeyim dedim. 7 öyküden oluşan ve bir solukta okunacak bir kitap. İlk karşımıza çıkan öykü Ruken. Ruken öyküsü bizi bir zamanların Diyarbakır'ına götürüyor. Girenin çoğu zaman çıkamadığı çıksa bile ruhunu kaybettiği şu meşhur gözaltılardan geçmiş biridir Ruken. İçine kapanmış, ruhu alınmış, susmuş ama öfkesi dinmemiş biri... Gözaltından çıktıktan sonra oğlu dağa çıkmış bir kadına yarenlik etmeye başlamış. Elbette tüm öyküyü burada anlatacak değilim. Ama, Ruken'in öyküsü uzun ve gerçekten de insanın içine işliyor. Yarenlik ettiği yaşlı kadının öyküsü ise onunkinden daha da acı. Kadının bir oğlu dağda bir oğlu askerde. Böyle bir ana düşünün... Ve bir gün kocası ona ölüm haberini getirir. Kadın ise tek bir soru sorar: "Kijan e?" Yani hangisi. Asker olan mı yoksa heval olan mı? Hayatını kaybeden heval olandır. Bu sahne Ruken'in kader anıdır. Ruken yönünü dağa çevirir. Ve Ruken öyküsü burada biter. Diğer öyküler başlar. Ancak Ruken'in öyküsü bitti sanılsa da aslında bitmez. Yazar, Ruken'i kitabın son öyküsünde tekrar okuyucunun karşısına çıkarır. Bu kez bir masalcının anlatısıdır Ruken ve bir gazete küpüründeki resim... Aslında kitapla ilgili çok şey söylemek, yazmak mümkün. Ancak ben bölük pörçük de olsalar bunları demekle yetineyim. Son olarak şunu belirtmekte de fayda var: Kitap gerçekten de okuyucuyu içine alıyor, sarsıyor, yargılatıyor.. Şimdiden okuyan herkese iyi okumalar. Sol Elin Hatırası Vecdi Erbay
Sol Elin HatırasıVecdi Erbay · Dipnot Yayınları · 20263 okunma
İskemlede Beş Ceset-Agatha Christie
10/10
·186 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 01:47
<<CHERCEZ LA FEMME>> İ-NA-NA-MI-YO-RUM!!! AGATHA CHRISTIE. Ancak "inanmıyorum/inanılmaz" dışında bir şey söylemeye başlayabilirsem bir inceleme yazabileceğimi düşünüyorum. Saat gecenin üçü ve ben çığlığı basmamak için dişlerimi sıkıyorum. Sanıyorum bu incelememle Agatha Christie'nin okuduğum üç kitabından ikisine inceleme yazmış bulunuyorum. Kalemi büyülü, buna adım gibi eminim ki kalemi gerçekten büyülü. Bir günde yüz küsür sayfa okutup saati unutturan, gece yarısı inceleme yazdıran, içten içe bu kadarını nasıl düşündüğünü bardaktaki suya kilitlenmene sebep olan bir kitap büyülü değildir de nedir? Devrelerimi biraz yakmış olsa da her detayında kendimi yere atmak, yerden kaldırmak, tekraren yere atmak ve bunu bu şekilde döngüye almak istedim. Agatha Christie şu hâllerimi görse yazdıklarına bin pişman olurdu diye düşünüyorum. Nefessiz okuduğum bir kitaptı ve maalesef ki sonuna geldim. Herkese tavsiye ederim. <<<spoiler içerir>>> Ta kitabın başlarında burada bir bit yeniği var diyerek not aldığım "chercez la femme" deyimini kitabın sonunda anlamak... Biter bitmez hemen o kalıba baktım ve dedim ki "İ-NA-NIL-MAZ". Chercez la femme, fransızca olup "kadını ara" anlamına gelmektedir. Polisiye türü kitaplarda özellikle yer edinmiş olup , suçun arkasında bir kadın olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu, kadının bulunmasıyla gizemin çözüleceği anlamı çıkartılabilir. Sorun şu ki, hangi gizem? Ve hangi kadın? Hangisi? Miss Seansbury-Seale adıyla yaşayan iki kadın, iki farklı kişilik. Yetmedi Barnes biraz daha ilerleyince şaşırttı. Özetle, Bay Poirot, şapkamı önünüzde saygıyla eğiyorum ve sonraki maceramızı bekliyorum.
1000Kitap
İskemlede Beş CesetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20242,062 okunma
Puan vermedi·296 syf.··
2026 36. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:48
Gece Yarısı Kütüphanesi, ilk bakışta alternatif hayatlar üzerine kurulmuş fantastik bir roman gibi görünse de, özünde insanın kendisiyle hesaplaşmasını anlatan psikolojik ve felsefi bir yolculuktur. Matt Haig, "Ya farklı bir seçim yapsaydım?" sorusunu merkeze alarak, pişmanlığın insan zihninde nasıl büyüdüğünü ve zamanla gerçeği nasıl çarpıtabildiğini sorgular. Roman, okuru yalnızca başkahramanın yaşadığı olaylara tanık etmez; aynı zamanda herkesin hayatının bir döneminde sorduğu "Acaba?" sorusuyla yüzleştirir. Kitabın en güçlü yanı, mutluluğun dış koşullarda değil, insanın bakış açısında saklı olduğunu göstermesidir. Farklı hayat ihtimalleri ilk başta kusursuz görünse de, her yaşamın kendine özgü acıları, eksiklikleri ve bedelleri olduğu yavaş yavaş ortaya çıkar. Böylece roman, mükemmel bir hayatın peşinden koşmanın çoğu zaman insanı elindeki hayatın güzelliklerinden uzaklaştırdığını anlatır. Bu yönüyle eser, yalnızca umut veren bir hikâye değil; aynı zamanda modern insanın tatminsizlik duygusuna ve sürekli daha fazlasını arama eğilimine yönelik güçlü bir eleştiridir. Matt Haig'in dili oldukça sade ve akıcıdır. Ağır felsefi konuları karmaşık bir anlatımla değil, herkesin anlayabileceği bir üslupla aktarır. Bu sadelik, kitabın en önemli avantajlarından biridir. Bununla birlikte bazı okurlar için olay örgüsünün yer yer tekrar hissi vermesi ve verdiği mesajların zaman zaman doğrudan ifade edilmesi, romanın edebî derinliğini bir miktar sınırlayabilir. Yine de bu durum, kitabın duygusal etkisini büyük ölçüde azaltmaz. Romanın dikkat çeken bir diğer yönü ise okuru yargılamadan düşünmeye davet etmesidir. "Doğru hayat hangisi?" sorusuna kesin bir cevap vermek yerine, asıl meselenin yaşanabilecek en iyi hayatı aramak değil, yaşadığımız hayatı anlamlandırmak olduğunu
Alıntı
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,8bin okunma
10/10
·448 syf.··
2026 147. kitabı
Bazen en tehlikeli maskeler, en samimi görünenlerdir. Bir ekranın ardında kurulan cümlelere, hiç görmediğin birine ve sadece sana gösterilen bir yüze âşık olabilir misin? Peki ya aynı maskenin altında bambaşka bir yüz saklanıyorsa? . Ismarlama 'Şk bana artık insanların birbirine değil, birbirlerinin ekranda çizdiği kimliklere yaklaşmaya çalıştığını düşündürdü. Romanda bir yanda yazı dizisi için insanların neden internet üzerinden âşık olduğunu anlamaya çalışan Larin, diğer yanda kendine kusursuz bir maske yaratmış Aras var. İkisi de farklı nedenlerle başladıkları bir oyunda, hiç hesap etmedikleri duygularla yüzleşiyorlar. . Okurken günümüzün sanal ilişkilerini ve çevrimiçi sohbetlerin büyüsünü çarpıcı bir şekilde gördüm. Kendimi "Acaba hangisi gerçek, hangisi yalnızca görünmek istediği kişi?" diye sorgularken buldum. Çünkü kitap sadece romantik bir hikâye anlatmıyor; güveni, önyargıları ve insanların kendilerini korumak için taktıkları görünmez maskeleri de sorgulatıyor. . En çok sevdiğim şey ise hikâyenin yaz dizisi tadındaki akıcılığı oldu. Sayfalar hızla akıp giderken, geçmişin yükü, ailelerin bıraktığı izler ve affetmenin zorluğu da usulca satırların arasına yerleşiyor. Pınar Pars'ın bu dengeyi hiç yormadan kurabilmesini oldukça başarılı buldum. . Larin'in dergi için yazdığı bölümler ise benim için kitabın en özel ayrıntılarındandı. Bazen bir arkadaş tavsiyesi, bazen de ücretsiz bir ilişki koçu desteği gibi hissettiren bu yazılar, hikâyeye farklı bir katman eklemiş. Karakterlerin ne yaptığının yanında, neden öyle davrandığını da hissedebilmek kitabı benim gözümde daha güçlü kıldı. . Kitap bende "belki de hepimiz bir maske takıyoruz" düşüncesini bıraktı. Ama asıl mesele, birileri o maskeyi düşürdüğünde geriye kimin kaldığı. . Peki sizce insan, en çok yüzünü gösterirken
Ismarlama 'ŞkPınar Pars · Etkiva Yayınları · 20263 okunma