'Hayat Güzeldir' filmini izleyenler için kitapta anlatılan sahneler zihinde çok kolay bir şekilde canlanabilir ancak yazarın da dediği gibi biz sadece okuyoruz ve belli sahneleri izliyoruz, Nazi kamplarında yaşananları anlamamız, hissetmemiz imkansız. Umutsuzluk, direnç, acı, yas, kayıp, belirsizlik kısacası hayatta bizi en çok zorlayan duyguları yaşamış olan insanların anılarını okumak, mücadelelerini anlamlandırmaya çalışmak, bazen pes edişlerine tanık olmak etkileyici olduğu kadar birçok açıdan düşündürücü de. Her duruma uyum sağlayan insanoğlu hayatta kalmak için bunca acıya rağmen bu duruma da uyum sağlamış, gerek geçmişe gerek geleceğe tutunarak belirsizliği yok etmeye çalışmış.
Önce şaşkınlık sonra duyarsızlaşma ve daha sonra da beklentisizlik, özgürlüğe kavuşunca da ne hissedeceğini bilememek. İnsan yaşamının ne kadar değerli olduğunu ve ruhun ne kadar güçlü olduğunu anlamak, kendi yaşamlarımıza anlam bulabilmek için okunmaya değer bir kitap.
Bir makinenin, bir robotun hareketlerini öngörebilir, bunun ötesinde insan ruhunun mekanizmalarını ya da "dinamik güçlerini" tahmin etmeye de çalışabiliriz. Ama insan ruhtan öte bir şeydir.
...
Yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik- gibi yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. Yani onu sevmektir.
Bir mimar eski bir kemeri güçlendirmek istediği zaman kemerin üzerindeki yükü arttıracaktır, çünkü böylece parçalar daha sağlam bir şekilde birleşir. Bu nedenle terapistler, hastalarının ruh sağlığını güçlendirmek istedikleri takdirde, kişinin kendi yaşamının anlamı doğrultusunda, yeniden yöneliş yoluyla belli ölçülerde gerilim yaratmaktan korkmamalıdır.