Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.
Bir insanın acı çekmesi, boş bir odadaki gazın davranışına benzer. Boş bir odaya belli bir miktarda gaz verildiği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun, gaz odanın tamamına yayılır. Ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, acı da insanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının "büyüklüğü" kesinlikle görecelidir.
Aslında birçoğumuzun eğitim hakkında düşündüğü, günlük hayatında sıkça konuştuğu ve eleştirdiği konulara açıklık getiren; örneklendirmelerle ve karşılaştırmalarla betimlenen, okunup üzerine düşünülmeye değer bir kitap. Eğitim sistemlerinin dünyanın hemen hemen her yerinde bir ayrımcılık yaptığını görmek mümkün. Öğrencilere söz hakkı verilse, istekleri dikkate alınsa, doğduğu yere mahkum edilmese, başarısızlıklarına rağmen şans verilse, imkanlar sözde değil gerçekten eşitlense nelerin olabileceğini yordamak çok da zor değil.
Spoiler!
Eğitim programları hazırlanırken her öğrenci aynı saatlerde eğitime tabii tutuluyor, oysaki çoğu öğrenci tarlada ya da fabrikada işçi olarak çalıştığı için okula gidemiyor. Gitseler bile ailesi tarafından konuşma ve bilgi açısından yeterince eğitilmediği için bu 'şanssız' çocuklar diğer çocukların yanında sönük ve özgüvensiz kalabiliyor. Sosyal statüsü nispeten daha yüksek olan öğrenci ise güzel konuşarak, başarılı olarak öğretmenin dikkatini çekmeyi başarıyor, diğer çocukları istemeden de olsa gölgelemiş oluyor ve bu adaletsizliği yaratma ve belki de istemsizce devam ettirme rolünü öğretmen üstleniyor.
Bu köylü çocuklar ders çalışmaya fırsat bulamadığı için matematik gibi derslerde başarısız olabiliyor. Öğrenciler günlük hayatta kullanamayacakları bilgilerin okuldan soğuttuğunu iddia ediyor ve 16 yaşında fabrikada çalışacakları da düşünerek 'işçi haklarını' öğretmeleri, yasaları ders olarak okutmaları gerektiğini söylüyor. Çünkü öğrencilerin hayatını kolaylaştıracak olan bu bilgiler. Okuldan soğutma çabası, okulların sağlıklı insanları tedavi eden hastanelere benzetilmesine neden oluyor ve saçmalığı gözler önüne seriyor.
Daha bir çok yönden düşünülmesi ve ders çıkartılması gereken, özellikle öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının
Onlarla okula devam etmenin çok zor olduğunu biz de fark ettik. Bazen "Yallah çayıra!" demek istediğimiz oluyordu; fakat gitmiş olsalardı okul, okulluktan çıkacak ve sağlıklı olanları tedavi eden, hastaları ise kapı dışarı eden bir hastaneye benzeyecek; insanlar arasındaki ayrımı geri dönülemez biçimde derinleştiren bir araca dönüşecekti.
....
İnsanlar arasında farklılık yaratacak bir araç olmaktansa deli yerine konmak bin kere daha iyidir.
Öğretmenler bu tablonun, tarafsızlıklarına ve adaletlerine bir hakaret olduğunu söylediler. Şiddetle itiraz eden öğretmenlerden biri, öğrencilerin ailevi durumlarına göre ayrım yapmadığını ve asla yapmayı da düşünmediğini söylüyordu: "Bir ödev dört dörtlükse veririm diyordu." diyordu. Zavallı, kendisinde kınadığımız tarafın bu olduğunu anlayamıyordu; çünkü bu dünyada eşit olmayanlara eşit davranmaktan başka haksızlık yoktur...