Hayat sanki sadece gözlerimin eriştiği yerlerden, içinde yaşadığım zamandan ibaretti. Sanki dünyada, beni işime götüren tozlu veya çamurlu yoldan, kerpiç duvarlardan ve ne söylediklerini yarım saat sonra bile hatırlamaya imkân olmayan birkaç iyi kalpli arkadaştan başka bir şey mevcut değildi…
İnsanın şerefi gururda, tekebbürde, iktidar hevesinde değil takvada yatar. Takva ise sakınmadır. Ama nasıl sakınma? Gücü yetmediği için, beceremediği için, üstesinden gelemediği için sakınma değil; güçlü olduğu halde, başarabildiği halde, elinden geldiği halde Allah'ın kendi hayırlarına olsun diye insanlar için koyduğu yasaklara uzanmaktan sakınmadır. Hadımları zina yapmıyorlar diye, dilsiz insanları küfretmiyorlar diye şerefli sayamayız. İnsanın şerefi kâfır olmamayı seçebilecek şuuru göstermedeki dirayetidir.
Eğer içinde bulunduğumuz ortamın insanî hedefleri bizim dünya görüşümüzün tamamına hakim olmuşsa artık İslâm bir etiketten, yaftadan, bir kuru ifadeden ötede bir yer tutmaksızın bizimle olacaktır. Çünkü İslâm emekten yanadır, İslâm anti-emperyalisttir, İslâm bilimin ilerlemesini savunur gibi ifadelere başvurmak, hayatımızı yöneten değerlerin emekten yana olmak, anti-emperyalist olmak, bilimin ilerlemesini savunmak tarzında değerler olduğunu, yaşama amacımızın ne olduğu hususunda İslâm'ın bize hiçbir şey öğretmediğini gizlice itiraf etmek demektir.