Şiir dediğimiz de, sözcüklerin çağrışım alanlarım görüp onu duyguya dönüştürmekten başka nedir? İnsanoğlunun yüreğindeki evrensel sızı sanatın gücüyle ancak bu bağlamda çizilebiliyor.
Şimdi sözü sonuca getirelim. Bir yiğit şairse, üstelik bir de devrimciyse elbette yaşadığını yazar. "Yaşadığı" ise salt kendi ömrü değil, yaşama kavgası ve sevdasıyla, acıları, ağıtları, türküleriyle bir yanı geçmiş
yüzyılların karanlığına, bir yanı geleceğin aydın sonsuzluğuna uzanan halkın ta kendisi olmalıdır.
Her parça varlığını bir bütünün parçası olmağa borçludur. Ben kendi başıma benim ve tek başıma her şeyim diyen her "kim" ise kendine güldürür. Hal böyle olduğundan insanoğlu aykırılıklar içinde bile aykırı bir yaratık olmanın tadını çıkarır. İnsan için varoluş denilen şey sıkıntıları sebebiyle eğlence yüklüdür. Biz insanlar parçası olduğumuz bütünden kopamadığımızı unutma yolunu sever, farklı bütünlükler müşahade etme ukalâlığına dalarız. Dolayısıyla gerek kendimiz ve gerekse başkaları hakkında söylediklerimiz ukalâlıktan başka bir şey değildir.