Yüreğimde bir erime, bir eziklik hissettim. Ben kötüydüm, ben bir boka yaramazdım. Nasıl insanlarla, ne işlere girmiştim. Cidden kalbim deşilmişti o anda, kurumuş bir göldeki çatlak gibi, git gide büyüyordu o çatlak, bir fay hattı kadar büyümüştü, uçuruma dönüşüyordu. Bazen küçük bir çatlak git gide büyür ve tam ortadan ikiye böler insanı, öyle olmuştu işte, toplum ve ben ayrı tarafta kalmıştık bir anda.
Bir insana duyulan sevginin çaresizlikle kesiştiği anlar, hep aynı. Boşa konuşmak, aşkta da ölümde de, hepsi bir. Umut biter, sadece sözler kalır, kırık dökük, yaralı, tedirgin, gücenik. Hiç söylenmese de olacak, hiç söylenmese sonradan çekilen azapları da daha az olacak. Boşa söylenmiş sözlerin azabı, çoğu zaman hiç söylenmemiş sözlerin azabından ağır.
Çöküyor üstüme ağır, korkunç bir zaman
İçimde dikenli otlar ve kederler büyüyor
Sen gelinceye kadar
İğneler saplanıyor göz bebeklerime durmadan
Kalbimde iri adımlarıyla bir dev yürüyor
Sen gelinceye kadar
Saçlarını okşasam bir kuytu ormandayım
Bir tutsam ellerinden en sakin limandayım
Mesafeleri aşıp odama sen yanıma gelince
Zamanların üstünde bir başka zamandayım Ümit Yaşar Oğuzcan
İlk başta bir şey anlamadım, sonra beynimde deli yangınlar başladı. Nasıl anlatayım bilmiyorum, önce bir kıvılcım, sonra okyanusta bir kulaç, bir kocaman dalga ve çarpışan iki kamyon. Sonra art arda yanan ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar... Gözlerimi kapattım ve ağaçları seyrettim, beynim yanıyordu, çok güzel ve korkunç bir histi. Bazen o hissi de özlüyorum. İnsan böyledir, beynini yaktığı günleri bile özler.
Şimdi, seneler sonra, çok uzaktan bakınca o yarım, bulanık hatıraya, azgın bir dalganın kayalıklara attığı iki sandal geliyor aklıma, kırık dökük, sağlam kalan parçaları da yeni dalgalarla birlikte birbirine vura vura un ufak olan.