dokunaklı ünlemimi sona erdirip dokunaklı biçimde sustum. korkunç biçimde kendimi zorlayıp bir şeylere gülmek istediğimi hatırlıyorum, çünkü artık içimde hain bir küçük şeytanın kıpırdandığını, gırtlağımı zorlamaya, çenemi çekiştirmeye başladığını ve gözlerimin gitgide ıslandığını hissediyordum…zeki küçük gözlerini iri iri açmış, beni dinleyen Nastenka’nın bütün o çocuksu, bastırılmaz biçimde neşeli gülüşüyle kahkaha atmasını bekliyordum ve fazla ileri gittiğime, uzun zamandır kalbimde kaynaşan, hakkında kitap gibi konuşabileceğim, çünkü uzun zamandır hakkında konuşmaya hazırlandığım ve şimdi, kabul etmeli ki, beni anlamalarını beklemeden de olsa sesli bir şekilde okumadan duramadığım bir şeyi boş yere anlattığıma pişmandım; ama susuyor, beni şaşırtıyordu, bir süre sonra elimi tuttu ve bir parça çekingen bir yakınlıkla sordu: ”gerçekten bütün hayatınızı böyle mi geçirdiniz?”
“bütün hayatı, Nastenka.” diye yanıtladım, “bütün hayatı ve sanırım, böyle de sürecek!”