Harun Cengil

Harun Cengil
@haruncengil
Bu dünyada bir şeye ihtiyacım olsaydı sana derdimi açardım. Fakat yok. Artık senden bir ricam var. O da beni unutman. Yani meşgul etmemen.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'Gel' dememiz değil, ayrıca onların sana 'Git" demeleri. Hiç kimseye 'kötüdür' deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır."
Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.
Bunun için yazdım bu kitabı, Bitsin okuyanın denizde ızdırabı.
“Babamın dayısı, onu büyüten Nuri Tanrıseven kaymakam olur. Gider, Anadolu'da, o güne kadar çözülemeyen bir arazi ihtilafını çözer. Atıyla gece görev yaptığı kasabaya dönerken, ayakkabısının altının delik olduğunu hatırlar. "Allah'ım" der, "Kaymakam olduk, hâlâ delik ayakkabıyla dolaşıyoruz." Aylardır yeni ayakkabı alamamıştır, ayakkabısının altı deliktir. (Bu arada kız kardeşinin oğlunu, yani benim yetim babamı, en küçük Erdoğan'ı da yanında okutuyor, büyütüyor.) Bir anda karşısına karanlıktan köylüler çıkar. "Kaymakam Bey, yanlış anlama, bu sorunu yıllardır çözememiştik. Karşı köydekiler yıllardır görevlilere para verdiler, bu iş böyle sürdü durdu. Sen geldin onların ne tehdidine, ne rüşvetine kandın. Bizden de bir şey beklemedin ama biz aramızda biraz para topladık, ne olur bunu al!" Nuri Dayım onlara kızar: "Sakın" der, "bir devlet memuruna böyle bir teklif getirmeyin". Köylüler özür diler, giderler.” “Nuri Tanrıseven, karanlıkta, atının üstünde biraz gider, yüzüne birden koca bir gülümseme gelir. Kaldırır kafasını gökyüzüne: "Allah'ım, beni böyle kandırırım sanıyorsan boşuna uğraşma, ben daha çok dolaşırım delik ayakkabıyla.”