Harun Kaban

Harun Kaban
@harunkaban
Okuma notları, kitap tavsiyeleri ve Rus Edebiyatı Klasikleri okuma serüvenimi paylaşıyorum.

Harun Kaban

, bir kitap okudu
Puan vermedi·335 syf.··
Beğendi
·
2018 2. kitabı
Alain de Botton
8.6/10 · 1.210 okunma
Reklam
OKUR DERTLERİ #03
ÖDÜNÇ VERİLİP DE GERİ GELMEYEN KİTAPLARIMIZ En büyük okur derdi sanırım bu, ödünç verilen fakat geri gelmeyen kitaplar… Kitap meselesini bir “fetiş” haline getirmeme taraftarıyım. Her ne kadar benim de kitap konusunda bazı takıntılarım varsa da, bunu hayatı zindan edecek bir hale getirmek pek mantıklı değil. Kitap ödünç verme konusunda da bu yönde bir tavır belirlemek hayatı kolaylaştırır diye düşünüyorum. Manevi değeri olan, birinden aldığınız bir hediye, altını çizdiğiniz, notlarınızın olduğu kitapların gidip de geri gelmemesi gerçekten büyük bir dert. Bazı kitaplarımı kaybetmiş olmak beni de halen aklıma geldikçe üzen bir şey. Fakat baskısı bulunan, piyasada halen varolan ve okuma sürecine dair çok da derin anlamları olmayan kitapların gidip de gelmemesini pek dert etmiyorum. Kütüphaneci gibi, ödünç verilen kitapların excel’e not tutulması, tarihler isimler gibi okumaya pek de faydası olmayan “angarya” işlere girişmek yerine ödünç verme konusunda bir politika belirlemek daha sağlıklı olabilir. Kendi politikam, “asla ödünç verilmeyecek kitaplar” belirleyip, geri kalanı için çok da dertlenmemek şeklinde. Tabii bu duruma habersiz alınan kitapları katmıyorum, o biraz daha başka ahlaki sorunlara kapı açan bir durum. Kitaplığınızın bir bölümünü “asla kimsenin erişiminin olmayacağı” bir raf olarak belirleyip, o raftan ödünç kitap vermemek gerek. Tüm bu söylediklerime rağmen içiniz rahat etmiyorsa, asla ödünç verilmemesi gereken rafı genişletip tüm kitaplığınız yapabilirsiniz. Zira kitap ödünç verirken aklınızda olması gereken en önemli şey, ödünç verilen kitabın geri gelmesi istisna, gelmemesi genel kaide olduğunu bilmek olmalıdır. Aksi halde üzülürsünüz.
1000Kitap
OKUR DERTLERİ #02
KİTAPLARI RAFA DİZERKEN NEYE GÖRE DİZMELİYİZ? Beşir Ayvazoğlu bir yazısında bir yazar derdinden bahsediyordu. Zaman içerisinde birkaç yayınevi değiştirdiğini ve bu nedenle kitaplarının birkaç yayınevi tarafından farklı ebatlarda ve tasarımlarda basıldığını, bu durumun da, kitaplarını bir yerde toplamak istediğinde, kitaplığında oluşturduğu farklılığın bazen canını sıktığını yazıyordu. Aslında bu aynı zamanda bir okur derdi, kitaplığımızı yerleştirirken veya düzenlerken neye göre düzenlemeliyiz, nasıl yerleştirmeliyiz? Tabii bu sorunun bir “doğru” cevabı yok, herkese göre farklı cevapları olan bir soru ve hatta aynı kişinin farklı ruh haline göre dahi değişen doğru cevapları var. Yazar veya tür bazlı bir dizilim yapabilirsiniz. Yayınevi bazlı bir dizilim de yapabilirsiniz. Fakat eğer fiziksel bir düzen istiyorsanız, o zaman da kitap boyutuna göre dizebilirsiniz. Bazı durumlarda tüm bunları aynı anda yapabilirsiniz. Ben birkaç yöntemi bir arada kulanıyorum. Öncelikle tür bazlı diziyorum, yani mesela sinema kitapları bir rafta, roman kitapları bir rafta, deneme kitapları bir rafta gibi… Bu durumun istisnaları yazar bazlı oluyor, mesela romanlar veya edebiyat kitapları bir rafta oluyor fakat Kemal Tahir kitapları yan yana, Orhan Pamuk kitapları yan yana gibi… Aynı kriter diğer raflar için de geçerli, eğer tür içerisinde bir yazarın birden fazla kitabı varsa onları mutlaka yan yana diziyorum. Bu erişimi kolaylaştırıyor. Tüm bunların yanında, kitapların fiziksel durumları da bazen zorunlu düzenlemelere neden olabiliyor. Mesela 16×24 cm gibi büyük boyutlardaki kitapları ayrı bir rafa alıyorum, tür ve yazar kaygısı maalesef bu durumda ikinci planda kalıyor fiziksel imkansızlıklar nedeniyle. Bu durumların hiçbiri bende takıntı sayılmaz, fakat biliyorum ki bu durumun
1000Kitap
OKUR DERTLERİ #01
KİTAPLIĞIMIZDA OKUMADIĞIMIZ ONCA KİTAP VARKEN, YENİ KİTAP ALMALI MIYIZ? Yeni kitap almak da bir alışveriş çeşidi, dolayısıyla alışveriş için varolan bütün önyargılar, eleştiriler, zaaflar, mutluluklar, heyecanlar, doyumsuzluklar, hepsi kitap almak için de söz konusu. Kalan son paranızı neye harcıyorsunuz? Mesela bu sorunun cevabı karakterinizi büyük oranda ele verebilir. Sorunun bir başlığı bu, diğeri ise “okumadığımız kitaplar” meselesi. Alışverişin kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum fakat genel kanı ve çarpık bir kapitalizm eleştirisi olarak “tüketim” meselesi alışverişi adeta şeytanlaştırdı. Dengeli olmak her zaman ve her şey için iyidir, aşırı alışveriş elbette belli sakıncaları da beraberinde getirir, fakat bunu bütünüyle bir tabuya dönüştürmek yanlış. O anlamda “okumadığımız kitaplar varken” de kitap alabiliriz. O kitabı daha sonra bulamayabiliriz, o kitabı almak istediğimizi bir süre sonra unutabiliriz, bir sürü başka nedenle ertelediğimiz kitabı almak, erteleme nedenimize değmeyecek kadar kârlı olabilir. Olmayabilir de… Bunun bahanesi evde okunmayı bekleyen kitaplar olmamalı, zira her kitap kendi başına değerlidir, özeldir. Kitaplığımızdaki okumadığımız kitaplar büyük stres kaynağı! Halbuki gerek yok. Ömrünüz boyunca hiç ara vermeden sürekli okusanız bile okuyamadığınız binlerce kitap kalacak. Mesele “okuma” eylemini anlamlandırmak, yoksa sayfa çevirmek ve kelimelerin üzerinden göz ile geçmek değil. Bazı kitaplar “zamanı ve yaşı gelince okunacak kitaplar”dır, benim kanaatim bu olduğu için, henüz okumadığım bir kitap varsa kütüphanemde, henüz zamanı gelmemiştir diye düşünüyorum. Sırf okumadığınız için rafta durup sizi strese sokan bir kitabı zorla okumak ve o kitaptan zevk almamak çok daha kötü değil mi? Halbuki dursun durduğu yerde, günü geldiğinde zaten
1000Kitap
Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan’ın Manisa’da çocukluğunda babası ile şehre gittiklerinde, sonrasında da her Manisa’ya gittiğinde kaldığı Anavatan Oteli isimli bir otelden neşet etmiş. Kitaptaki otelci Zebercet de o otelin sahibi kitapta küçük yer değiştirmeleri var ama hikayede epey otobiyografik izdüşümler var. Yusuf Atılgan bir röportajında Anayurt Oteli’ni yazmaya karar verişini şöyle anlatıyor: “Bir gün bu oteli yazma isteği doğdu içime. O sıralar arkadaşlarla Ödemiş Birgi’ye gideceğiz. Gece Aydın’da bir otelde kaldık. Bir otel işte. Kapıdan giriliyor. Karşıda yukarıya çıkan bir merdiven var. Katibin yeri de bu merdivenin altında. Önünde bir küçük masa. Gece arkadaşımla konuşurken ‘Yahu,’ dedim, ‘bu adamın buradaki hayatı ne olabilir?’ Merdiven altında oturan bir adam. Nasıl bir adamdır bu? Üstelik benim bunaldığım zamanlar. Anavatan Oteli ile bu durumu birleştirdim, kendi ruh durumumu da yansıtmaya çalıştım. Bu roman çıktı.” Kitap ince ama okuması zor bir kitap, fakat eğer zaman ve yaş doğruysa gerçekten çok enteresan bir okuma olabilir. Beni etkileyen kısmı, benzer şeyler benim de planlarımda var, yani edebiyatın “küçük hayatlar” dediği mesela bir taşra oteli katibinin bir gününü anlatan türden hikayeleri de hayatları da merak ederim. Benim de böyle hikayeler yazmak için hazırlıklarım var, durum bu olunca benim için ayrıca heyecan verici bir okuma oldu. Fakat Yusuf Atılgan genel olarak “bunalımlı” biri, okurken hafakanlar gelebilir, bu kısımlar da bir yazıya taşar. Anayurt Oteli, Ömer Kavur tarafından aynı isimle beyaz perdeye aktarılmış. Filmi de izledim. Filmi izlemek de kitabı okumak kadar zor ama eğer mekanı, kitabın buhranını hissetmek istiyorsanız, başarılı bir tasvir olmuş diyebilirim.
1000Kitap
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337bin okunma
Reklam