Kuşlar Yasına Gider çok zarif, çok naif bir hikaye.
Kuşlar Yasına Gider, başından sonuna kadar, fonunda türkü olan bir kitap. Kitabın kahramanı olan yazar, Denizli’ye gidip gelirken arabada hep türkü dinliyor. Kitabın ismi de güzel bir Ardahan türküsünün bir mısraı. Bu türkünün mısraları edebiyatımızda sadece bu kitaba değil, başka bir kitaba da ismini verdi: Sadık Yalsızuçanlar‘ın bir kitabı da bu türküden alıyor ismini: Geçen Gün Ömürdendir. Çok önceleri okumuştum, o da içinde çokça türkü barındıran keyifli bir kitaptı.
Kuşlar Yasına Gider’in kapağında Nuri Bilge Ceylan’ın bir fotoğrafı var ve o kadar isabetli bir seçim ki, kitabın fotoğrafını çekmesini isteseniz ancak öyle bir fotoğraf olabilirdi. Hasan Ali Toptaş yayınevi değiştirdikten sonra, tüm kitapları bir Nuri Bilge Ceylan fotoğrafı ile kapak tasarımı yapıldı ve Kuşlar Yasına Gider’deki kadar her birinin isabetli olduğunu tahmin edebiliyorum.
Kitap bana büyük oranda otobiyografik geldi. Her ne kadar yazar aksini iddia etse de yazarla kitabın kahramanının hikayesindeki paralelliklere bakınca pek öyle olmadığı görülüyor. Hatta kitabın bir kısmında, bu mesele kitabın kahramanı olan yazarın da asabını bozuyor ve kitabın kahramanı olan yazar Hasan Ali Toptaş’ın konu hakkındaki fikirlerini tıpkı onun gibi asabi bir şekilde dile getiriyor.
Kitap Toptaş’ın genel tarzına aşina ve o tarzı seven okurları tarafından pek sevilmedi ve eleştirildi, sanırım ben de tam bu nedenle çok sevdim, zor okunan diğer romanlarına nazaran, Hasan Ali Toptaş kitapları okumaya başlamak için iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum.
Ve kitabın kahramanı yazarın Denizli – Ankara arasında dinlediği türküleri birisi YouTube’da bir araya getirmiş. Kitabı okuduktan sonra bu türküleri mutlaka dinleyin, sanki birlikte yolculuk etmişsiniz gibi
Hayatımızda “dedikodu”nun önemini ihmal ediyoruz. Böyle söyleyince çok “aykırı” bir söylem gibi geliyor fakat dedikodu, aslında hayatımızın tam merkezinde yer alıyor. Esasında o kadar da kötü bir şey de değil, hatta “hayatta kalma/survive” yöntemleri arasında, şimdiye kadar en önemli yöntemlerden bir tanesi bile diyebiliriz.
Sanırım lafı nereye getireceğimi anladınız: Haberler aslında bir çeşit “kurumsal ve etik dedikodu” yöntemi.
Öncelikle dedikodunun “hayatta kalma” açısından nasıl bir önemi olduğundan bahsedeyim. İnsanları diğer canlılardan ayıran en temel özelliği “konuşarak” iletişim kurması ve bu konuşmayı bir “bilgi aktarımı” ve “bilgi birikimi” yöntemi olarak kullanması. Bu sayede dünyanın sahibi ve en tehlikeli yaratıkları insanlar. Maymun toplulukları, insanlardan sonra bu yöntemleri kullanan önemli hayvanlar arasında ikinci sırada. 50 bireylik topluluklara kadar genişleyebiliyorlar.
Peki bu ne demek?
Mesela bir kabile mensubu, ırmağın kenarındaki büyük ağacın yanında bir arslan gördüğünde, hemen gelip bunu kabilesindeki diğer üyelerle paylaşır, o ağacın civarında dikkatli olmaları için uyarır. O esnada orada olan birisi, gider ve ailesinin diğer üyelerini, çocuklarını uyarır ve ırmak kenarındaki büyük ağacın yanındaki arslanlar hakkındaki “haber” tüm kabilede yayılır ve kabile üyeleri artık o ağacın civarında bir arslan tehlikesi olduğunu bilir. Bunu maymunlar da bir nebze yapabiliyor fakat mesela ırmak kenarındaki ceylanlar halen arslanlara yem olabiliyor, çünkü yeterince iyi dedikodu yapamıyorlar, haber yayamıyorlar.
Fakat hayatımızı kurtaran “haberler” artık hayatımızı çekilmez hale de getirebilir. 24 saatlik günün 8 saati uyku ile, geri kalan 16 saatin 10 saati ise ekran başında geçiyor, bu ekran bağımlılığı artık sağlığımızı tehdit ediyor.
Alain