Kötümserlik umudu tüketen, sahibini anın içine gömüp onu geleceğin nasibinden mahrum eden bir halet-i ruhiye. Binaenaleyh inanmış adamın, etrafında olup bitenleri kavrayışına yaklaşmaması/bitişmemesi gereken bir illetin adı umutsuzluk.
Yığınların içerisinde bir yığındım sanki,
Belirsizliklerimi törpülemek gayesiyle merak denilen vadilere atıyorum bilincimi
Ne tarafa düşsem ordan sekiyor ve tekrar aynı nokta da buluşuyorum kendimle.
Kimsenin hiç bir şeyi görmediği anlarda bir periskop olmayı seçiyorum.
Gecelerim düşünce dağlarında fikre müsait bir alanda dolaşmakla geçiyor.
Kendimi ararken; kendi kendimi kaybeden yolları seçiyorum.
Sonun başlangıcı ile sonun nasıl bir başlangıç olduğu arasında mekik dokuyorum.
Ne başlayabiliyorum ne de son denen durağa varabiliyorum.
Belirsizliği biliyorum, artık belirsizlik damarlarıma karışmış bir zehir gibi.
Karıştıkça daha çok batıyor ve başımla gövdem arasına sıkışıyorum.
-Harun Küsmüş
Zembereği boşalmıştı sanki.
Elleri, kolları, omuzları birbirinden ayrılmış.
Gövdesinin ortasından yarılıp
Boşluğun kendisi olmuştu.
Kendi içinde akıp duran
Kum saati gözlerinin önündeydi.
Ve zaman kumun tanelerinden ibaretti.
Milyonlarca tanecik aynı yönde akıyordu.
Ayrıyken birbirini tamamlıyor.
Boş alanı dolduruyordu.
Döngünün devamı için.
Aynı şeyi sonsuza kadar tekrarlıyordu.
Bu döngü hayatın kendisiydi.
Bu akışta bir tanenin yokluğunu kimse farketmezdi.
Döngü aksamadan devam ederdi..
-Harun Küsmüş