Onun kadınlarda önem verdiği şey görünüşten ziyade kıvrak bir zekâ, ince bir mizah anlayışı ve yüksek entelektüel düzeydi. Konuşacak konu bulamadığı, özgün düşünceleri olmayan bir kadın, görünüşü nedenli harika olursa olsun, çekici gelmiyordu. Sonuçta zekâ ameliyatla artırılabilen bir şey değildi.
Eskiden beri rakamlara pek önem veren biri değildi. Onun ilgilendiği tek şey kaliteydi. Karşısındakinin görünüşüne pek de takılmıyordu. Mesleki açıdan dikkatini çekecek kadar belirgin bir kusurunun bulunmaması ya da yüzüne bakarken insanın esnemesine neden olacak denli sıkıcı olmaması yeterliydi.
Yirmi yaşındaki halime dönüp baktığımda, hatırladığım, ölesiye bir tek başınalık duygusu, aşırı bir yalnızlık hissiydi. Ne bedenimi ve yüreğimi ısıtacak bir sevgilim, ne de içimi dökebilecek bir arkadaşım vardı. Bir günü ne yaparak geçirmem gerektiğini bilmiyordum, geleceğim ile ilgili şekillenmiş bir vizyonum da yoktu. Kendi içinde derinlerde bir yere hapsolmuş gibiydim.