Sâdi Şirazî 'ye sormuşlar; İnsan nedir? “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe..” “Bir damla kan ve bin bir endişe..” demiş.
Bundan âlâ biyografi düşünemiyorum.
Geceleri Antioche patikalarında dolaşırken, bazen ayakkabılarımın parçaladığı salyangoz kabuklarının nasıl kırıldıklarını işitirim. Hassas bir ruha sahibim, bu küçuk hayvanlar da yüreğimi sızlatır. Ama onlar hakkındaki iyi düşüncelerim yolumun üzerine çıkanları kurtarmaya ne yazık ki yetmiyor. Masum gece gezintilerim salyangozlar açısından öldürücü seferlere , zararsız ayakkabılarım da cinayet araçlarına donüşüyor. Zayıf bir canlı kendisine göre fazla güçlü bir canlının yoluna çıkınca yaşananlar bunlar.
Sonuçta, insan gerçekten neye ihtiyaç duyar? Sağlığı ve İnternet bağlantısı iyiyse, gerisi o kadar önemli değil. işi, varoluşçu filozof gibi, cehennem başkalarıdır deme noktasına kadar vardırmayacağım . Ama başkalarının cennet olmadıkları da kesin.
Hayatın yollarında hiç durmadan tarihimizin can sıkıcı cesetlerine takılıp sendeliyoruz. Ama geçmişiyle boğuşmaktan usanan insanlık eğer bir gün geleceğiyle karşılaşsa, onu tanıyabilecek mi? Kendini onda bulup, onun güçlü ve sıcak bedenine avuçlarını dayayabilecek mi?