Eskiler, "Cehlin ol mertebesi ancak tahsîl ile mümkündür." derlerdi; genç okuyucular için bu sözü "Cehaletin bu derecesine ancak eğitim-öğretim ile varmak mümkündür." diye açıklayabiliriz; ne var ki bazı sözlerin gerçek anlamı, onu bütün derinliği ve genişliği ile açıklayan bir resmin altına resimaltı olarak düşmeden kavranmıyor.Sözün ihtiva ettiği tezadı bazen sadece kelimelerden hareket ederek çözmekte acze düşüyoruz...
Türkiye devasă bir tiyatro binasına benziyor; bizler bu tiyatronun seyircileriyiz; oyunun artık bıktıracak derecede uzamasına rağmen "fuaye"ye çıkıp dışardaki zamanı yaşama hakkımız yok.Sahnede ne zaman başladığı hakkında doğru dürüst bilgi sahibi bile olamadığımız bir oyun sürüp gidiyor; oyunun adı, Türkiye'nin yönetimi! Sahnedeki aktörler işin başında oyunu bir metne (siz isterseniz bu metni anayasa ve yürürlükteki kanunlar olarak düşünebilirsiniz) bağlı kalarak sürdürmelerine rağmen perdeyi idare eden mekanizmanın feci şekilde ârızalanmasından ötürü tuluat yapmaya mecbur kalıyorlar; bir yerden sonra "Şu perde tamir edilse de kulise dönsek." yolundaki sabırsızlıklarını unutuyor ve rollerini gerçekle karıştırmaya başlıyorlar; Tekstteki replikleri çoktan tükenmiş olduğu için tuluati devam ettirirken kaçınılmaz bir şekilde saçmalıyorlar.Artık oyun, hayatın kendisinin yerine geçmiştir. Seyirciler, oyun bir türlü bitmediği için sahne illüzyonundan bir türlü kurtulamıyor ve dünyanın hiçbir yerinde seyircinin sahnedeki oyuna müdahele etmesi âdetten olmadığı için "seyirci" pozisyonuna rıza gösteriyor.Benim "ecnebi gözlemci" işte böyle bir ortamda, "İçerde neler oluyor?" merakıyla tiyatro salonuna kafasını uzatan birisidir; onun gözlemlerine güvenebiliriz, çünkü henüz sahne illüzyonuna iştirak etmemiştir; saçmalığı bütün ayrıntılarıyla farkedebilir.
__Eğer hâlâ "oyun" demeye gönlümüz râzı oluyorsa Türkiye işte buna benzer tatsız, saçma ve perde zamanını çoktan geçirmiş bir oyunu oybirliği ile sürdürüyor. Tuluât artık "absürd" derecesine dayandı ama sahnedekiler "...mış gibi" yapmanın lezzetine hâlâ doyamamış görünüyor. Henüz bitmemiş bir oyunda kartondan ata binen bir kral, perde indikten sonra dolmuşla evine gitmek zorunda olan bir aktöre oranla
— Kederle boy ölçüşebilecek bir gerçek yoktur. Tek gerçeğin keder olduğunu düşündüğüm zamanlar oluyor (...)Kederden dünyalar yaratılmıştır; bir çocuk ya da yıldız doğarken acı çekilir.