Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Hakikatte iyimser olmak için yeterince sebep var mı, tereddüd içindeyim: İnsan hakları kavramını ortaya atanların "insan"a nasıl baktıklarını kurcalamanın tam yeridir. "İnsan haklarına saygı göstermezsen, sana selam vermem" diyenlerin, yakın tarihlerinde insan haklarına karşı işlenmiş yığınla cürüm bulunması nasıl bir tesadüftür? ABD, savaşın son günlerinde, daha fazla insan kanı akmasın diye Hiroşima ve Nagazaki'ye birer atom bombası sallayıp onbinlerce Japon'u ağrısız sızısız öldürüp, bir o kadarı da sakat bırakan ülke değil midir? Almanya, 45 sene öncesine kadar Cermen'den gayrısını adam yerine saymayan bir dünya görüşünün menbaı değil miydi? Fransa devlet-i fehimanesi 50'li yıllarda Cezayir'de kamu düzenini sağlayacağım diye kıtır kıtır Arap keserken şanlı 1789 beyannamesinin hangi şıkkından kuvvet alıyordu dersiniz?Yakın zamanlara kadar iç isyan tezgahlamakta doktora çapında maharet kazanan İngiltere, Güney Amerika'nın asıl yerlilerini kasap çengellerinde parçalayan Portekiz ve İspanya sizce bu cürümlerinden ötürü cümleten nedâmet mi getirdiler? İnsan hakları edebiyatında lügât parçalarken, diğer tarafta âşikâre silah üreten, ürettiği silahları satmak için durmaksızın fitne körükleyen, azınlık hâmiliğine girişenler ne kadar inandırıcı olabilir? Bu yumuşama, merhamet ve teenni rüzgarları nereden nereye doğru esiyor? Vermemiz gereken en acil hüküm; bu iyimserliğe kapılacak kadar safdil miyiz hâlâ? İnsan hakları edebiyatı, yukarıda izah olunduğu üzere kaynağını, her türlü dînî düşüncenin zorla tahliye edildiği seküler bir boşluktan almaktadır. Buna bir nevi "yeni ma'şeri vicdan" yaratma çabası da diyebiliriz. Yeni kozmik vicdan oluşturulurken "mahāfetullah" kavramının içi de ustalıkla boşaltılmıştır. **Eğer yeni kozmik vicdana saygısızlık yapmaya
Sayfa 144 - İnsan Haklarının Etik Temeli, Kölelik ve İslam Üzerine | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Reklam
Evet, bizim bildiğimizden ayrı, bir başka Türkiye mi vardır? Hayır, elbette bildiğimizden ayrı, başka bir Türkiye yoktur ve bu Türkiye eksiğiyle-gediğiyle sevdiğimiz, benimsediğimiz, bağlandığımız yerin adıdır. Kohlenberg meydan muharebesinden beri üst üste sersemletici darbeler alarak küçülen bir coğrafyanın artık daraltılamaz, konsantre ve "compact" biçimidir. "Hatt"ıyla da "sath"ıyla da, biraz daha küçülmesine asla razı olmadığımız bir yerdir. Bu hudutlar içinde kalan toprağın ve devletin bütünlüğü, "demokrat desinler, hoşgörülü bilsinler, medenî tanısınlar" saplantısı uğruna tartışılamaz. Bu fikir bizim "fikr-i sabit"imizdir, tabudur. Türkiye, "el cüzzü lâ yetecezza" bir keyfiyettir.
Sayfa 17 - Ateşlerde Yürümek | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
(...) Türkiye Cumhuriyeti artık dünya sahnesinde bir başrol aktörü değil, mütevazı bir figürandır. Bütün hudutlarını çevreleyen kapanmamış hesaplar, bir üflemede kıvılcımlanabilecek tarihî düşmanlıklar ve yeni ihdas edilmiş problemlerle ihata edilmiştir. Türkiye'ye biçilen rol, ebed-müddet ancak karnını doyurabilecek derecede tarım memleketi olmak, daima borçlanma suretiyle Batı'ya mecbur kalmak ve belini doğrultamayacak ölçüde silahlı kuvvetler bulundurmaktır. Bu hesabı dumura uğratabilecek bütün kımıldanışlar, irili-ufaklı, iç ve dış problemlerle bastırılır; Musul-Kerkük anlaşmazlığı, Hatay meselesi, iç isyanlar, SSCB'nin 1945'deki toprak talebi, 27 Mayıs ihtilali, Kıbrıs meselesi, Batı Trakya, Ege adaları derken ardından 1970-80 yıllarını kâbusa çeviren terör yılları, Amerikan ambargosu, Ermeni suikastleri, Güneydoğu problemi, Bulgar zulmünde kapımıza yığılan yüzbinlerce muhacir, SSCB'nin dağılmasının ardından altına ateş sürülen Kafkas kazanı, Körfez krizi ve hudutlarımıza yığılan yeni muhacir dalgası, Azerbaycan hadiseleri, Karabağ dramı, Alman ambargosu, Çeçenistan karışıklığı ve en son Bosna-Hersek hadiseleri... Bu liste yarın yeni bir krizle zenginleşebilir, ihtimaldir. Türk coğrafyası, kendi tarihiyle hesaplaşıyor. Türkiye, kendisi için uygun bulunan repliğin haricinde şeyler telaffuz ettikçe yeni problem faturalarını masasında görmeğe hazır bulunmalıdır.
Sayfa 15 - Ateşlerde Yürümek | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
(...) Hukuk-ı beşer ya da devletler hukuku diye bildiğimiz şey. yırtıcı orman yasalarının kravatlı hali: Sinek örümceğin, örümcek kurbağanın, kurbağa kertenkelenin, kertenkele farenin, fare kartalın, kartal tilkinin, tilki de aslanın pençesinde! İki dünya harbinin kanlı tecrübelerinden sonra sürdürülen "hukuk-ı beşer" çalışmaları, rahmetli Cemal Nadir'in birkaç fırça darbesiyle tasvir ettiği seviyeden kurtulamadı. Daima büyük bir tehälükle abone yazıldığımız beynelmilel sözleşmeler. AGİK'ler, Helsinki Senetleri, Paris Şartları, BM Anayasaları esasta "ben ıslık çalarım sen oynarsın" meâlinde mâsadaktır. Bu belgeler, her bakımdan eşit iki aktör arasında akdediliyor gibi kabul edilse de "tarafeyn" açısından farklı anlamlara gelir; zayıf "oh, haklarım garanti altına alındı, ezilmekten kurtuldum" safdilliğini yansıtırken güçlü "oh, bunu da oyuna dahil ettim, artık sadece benim kurallarımla oynamak zorunda" hesabını vurgular. Bu da bir başka ateş raksıdır!
Sayfa 14 - Ateşlerde Yürümek | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Çarmıhlar mutlak adalet için değil, yatıştırılması gereken amme vicdanı adına bir anlam ifade ediyor ve yeryüzüne dikilen her çarmıh, insanın ıskalandığı bir koordinatı işaretliyor; çarmıha gerdiğimiz her isimde içimizdeki hikâye alanı biraz daha çoraklaşıyor; numaratör dönüyor ve ara sıra sayı tabelâsına bakıp sağcılarla solcular arasındaki intikam skorunun dengesine bakıyoruz; sırtımızdaki çarmıh giderek ağırlaşırken biz bütün dikkatimizi maçı kazanma gayesinde yoğunlaştırıyoruz. Dramatik ayrıntıların bu derece bilinçli bir dikkatsizlikle anlamsız; kaybediyoruz; skor tabelasındaki takımlardan biri şeref sayısı bile kaydedemeden sıfıra karşı yenilmiş olsa bile bu oyunun mağlubu bizleriz; biz hepimiz. İnsanın tekilleştiği yerde sağcı, solcu, ülkücü, devrimci, islâmcı, laik olmanın değeri yok. Hikâye, ölümle nihayete eren hayatın geride bıraktığı iz; ayrıntıları okumayanların hikâyesi de olamaz. Hani Terence şöyle demişti bir gün: "Ben insanım ve insana ait hiçbir şey bana yabancı değildir!"
Sayfa 191 - Hikâyesizlik | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Reklam