Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Bu kadar çok iletişim eylediğimiz halde giderek daha az anlaşabiliyor olmamız, birbirimizi anlamaya hiç de istekli olmayışımızdan kaynaklanıyor; aslında tükenen söz değil, bizleriz. Sözün antitezi sükût değil, anlama arzusuna kapatılmış bir zihindir. Dinlemek yerine sabrediyor, muhatabı anlamak için kullanacağımız dikkati, esasen belirlenmiş olan cevabımızı formüle etmeye tahsis ediyoruz. Yanıldığımızı itiraf etmek nâmus yarasından daha fazla can acıtıyor; münakaşalarımız hayatına oynanan bir kumar gibi; her tartışmadan sonra ortalık kan-revan oluyor; teskin edilmemiş hınçları yeni bir intikam müsabakasına erteleyerek sakinleşebiliyoruz. Böyle iletişim eylemektense küfürleşmek daha samimi bir haberleşme biçimi olarak kabul edilebilir; küfür kelimeleri en azından gerçek anlamlarını gizlemeyecek kadar dürüst bir tabiattan biçilmişlerdir. Dargınlar barışabilir, düşmanlar günün birinde canciğer dost olabilir ama birbirini anlamamaya programlanmış olanların böyle bir şansı hiç olmayacaktır. Kelimeler niyeti gizlemek için değil, apaçık beyan etmek için yaratılmıştır ve söz hiçbir zaman sadece sözden ibaret değildir. Sözü bu kadar incitmeye ve aldatmaya hakkımız yok, çünkü söz intikamını alır. Ve alıyor bile; farketmiyor muyuz?
Sayfa 185 - İletişim Eyleyememek! | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Reklam
Anladık, biz artık ekmek-peynir gibi haber tüketen bir toplum haline geldik; cinayetsiz, mafyasız, infazsız, sapıksız haber bültenlerini bile az ratingle cezalandırarak editörleri bir anlamda tetikçiliğe zorlayan bizleriz: Eski tâbirle saygıdeğer amme vicdânı! Televizyon seyirciliğinin, kısmen de olsa insan tabiatındaki rontgenciliğe hitab ettiği, felakete uğramış insanları seyredip halimize şükrederek küçük gündelik suçlara karşı kendimizi yabancılaştırıp arındırmaya yarayan bedava bir katarsis terapisi olarak pekâlâ işe yaradığı doğru. Ekran, annelerin iştahsız çocuklara "Yemeğini yemezsen böyle olursun." tehdidi savurduğu bir kötü örnek (Benî İsrail'in günah keçisi) olarak hâlâ çok kullanışlı bir araç. Bu anlamda birilerinin kendini güvende hissettiği mekânların gölgeliklerine gizli kamera yerleştiren bizleriz, ardından kameranın karşısına geçip insanlık trajedilerinden bir epizotu canlandıran da biziz. Lâtin şairi tiyatronun duvarına boşuna "Ne gülüyorsun; anlattığım senin hikâyen." cümlesini yazmamıştı. Bu durumda haber editörleri, "Niçin kızıyorsunuz; bu hepimizin hikâyesi." diyecek yürekliliği gösterirlerse doğruyu dile getirmiş olmazlar mı?
Sayfa 177 - Katarsis Terapisi | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Ceset ve kemik parçalarının Türkiye gündemine yapıştığı şu günlerde siyaset esnafının herşeye rağmen birşeyler söylemeye cesaret bulabilmesi akıllara sığmıyorsa da, kara gözlüklerin ardına gizlenen bakışlarda nekrofilik ışıltıyı rahatça farketmek mümkün. Ölümün siyasete dönüştüğü, siyasetin ölümle beslendiği bir ortam bu. Bir düşünürümüz, "Dirileri ölüler yönetiyor." demişti; eksik: şimdi diriler ölüyle besleniyor! Siyaset yapmak için ölümü araç olarak kullanmaktan çekinmeyecek kadar hastalıklı ruhlara karşı siyaset üretmenin tek yolu var: Hayatı seçmek! Bunun neye benzer birşey olduğunu tasavvur etmenin bile siyasetçi sınıfının havsalasına sığmayacağını tahmin edebiliyorum. Ölüm kaçınılmaz bir turnike; öyleyse siyaseti ölüme göre değil hayata göre düzenlememiz gerekiyor. Bunu yapabiliriz, Gülay Rodoplu'nun hayat çığlığına kulak vermekle işe bir yapmıştık, o kadar zor değil. Alev Alatlı'nın kahramanı yerinden başlayabiliriz: "Tükettiği atmosferin hakkını veren Türkiyeliler; hayatı karşılayan Türkiyeliler; vakur, güvenli, kişilikli Türkiyeliler; adil, tamamlanmış, uygarlıklarını dünyadan esirgemeyen Türkiyeliler!" Gelecek seçimlerde oyumu, "Hayatı seçen" partiye vereceğim; ümid ederim ki birleşik oy pusulasına mühür basabileceğim bir hayat aralığına rastlayabilirim.
Sayfa 173 - Necrophilia | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Elbirliği İle Türkiye'yi sıkıcı bir ülke haline getirmek için didinip durmamıza rağmen Türkiye, hayranlık verici bir kararlılıkla direniyor. Dört mevsimi aynı zamanda kucaklayan zengin tabiatı bir yana, üç tarafından denizle kuşatılmış haliyle ülkemiz, uzaydan görünüşü itibariyle en bunalımlı günlerinde bile jakuzisinde günün yorgunluğunu çıkaran hali vakti yerinde bir adam gibi görünüyor olmalı. Bana kalırsa biz Türkiye'yi fena halde yanlış değerlendirmekteyiz. Hani elâlem çalışıp didinirken Ağustos böceği gibi yangelip istirahat eden Bektaşi'ye sormuşlar; "Niçin çalışmıyorsun erenler?". Erenler can sıkıntısıyla terslemiş adamı; "Çalışacağım da ne olacak?", "A, lafa bak, çalışırsan kazanacaksın, zengin olacaksın, mal mülk sahibi olacaksın" Erenler üstelemiş, "E, sonra ne olacak?", "Daha ne olsun erenler, o kadar zengin olduktan sonra canın ne isterse yaparsın." Erenler gülümseyerek herifi kovalamış, "Git işine be adam, ben zaten canımın istediğini yapıyorum; o kadar çalışıp da helâk olmaya ne hâcet?" (...) **Düşünün ki Meclisimiz, hükümet krizleri ve yolsuzluk skandallarıyla havanda su dövmek yerine, gündemsizlikten bunaltı getirerek parlamenterlerin gündemdışı konuşmalarında askerlik hikâyelerini anlattığı bir yâren sohbetine dönüşmüş; gazete editörleri manşet yapacak haber bulabilmek için muhabirleri silâhla tehdit etmekte karayollarımızda bırakın trafik kazasını, şöyle esaslı bir tavuk çiğneme hadisesi bile vuku bulmuyor; siyasî partilerimiz, âdeta sıtmayla mücadele merkezleri gibi fonksiyonunu kaybetmiş; partililer can sıkıntısından parti binalarında işi çiçek yetiştirmeye vurmuşlar. Televizyonlarımızda "Kendi musluğunu kendin değiştir.", "Anglo-Saxon geleneğinde bahçe tanzimi" veya "Can sıkıntısını
Sayfa 169 - Belki de Yanılan Bizleriz! | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
(...) Mafya, kamu hizmetlerinin özelleştirilmiş biçimidir dersek kamu güçleri alınganlık gösterir mi dersiniz; hiç sanmıyorum...
Sayfa 160 - Özelleştirelim Gitsin! | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Reklam