Bu kitabı okuduktan sonra tüm ezberleriniz değişecek..
“ÖN SÖZ
Bu kitabın öyküsü öğrencilik yıllarıma kadar uzanır. Mevlânâ gerçeğiyle tanışmam üniversite yıllarında oldu. Daha ilk günlerde “Tarih adına size öğretilen ne varsa unutun, tarih sizin bildiğiniz gibi bir şey değil.” diyerek söze başlayan bir hocamız tarihte doğru bilinen yanlışlara dair birkaç örnek verdikten sonra sözü Mevlânâ’ya getirdi ve anlatmaya başladı.
Yaşadığı dönemdeki siyasî ve toplumsal olayların tam ortasında yer alan Mevlânâ’nın Anadolu’yu istila eden Moğollarla işbirliği yapıp bağımsızlık taraftarı Türkmenlerin karşısında yer aldığından bahsetti. Moğol istilası Anadolu’yu kan gölüne çevirmiş, ardı ardına çok büyük Türkmen kıyımları yaşanmıştı. Türkmenler Moğol Hâkimiyeti altına girmek istemiyorlardı. Türkmen direnişinin bayrak kişisi ise Ahî Evran’dı. İşgal altındaki Anadolu’da, işgalci Moğolların yanında yer alan Mevlânâ ile Moğollara karşı Türkmen direnişin sembolü haline gelen Ahî Evran arasında düşmanlık vardı. Üstelik Ahî Evran’ın aslında güldürürken düşündüren fıkralarıyla hepimizin sevgilisi haline gelen Nasreddin Hoca’nın ta kendisiydi!
Diğer taraftan, bize Mevlana’nın diye öğretilen tasavvufî sözlerin neredeyse hiç birisi Mevlânâ’ya ait değildi. Mevlânâ’nın evrensel hoşgörü mesajı olarak bildiğimiz meşhur “Ne olursan ol, yine gel.” bile Mevlânâ’dan asırlar önce yaşamış bir başka sûfînin sözleri idi.
Pekiyi, ya Şems-i Tebrîzî? Mevlânâ’nın mürşidi Şems-i Tebrîzî boynuna çanlar ve boyalı kemikler takarak yarı çıplak dolaşan, saçlarını, sakallarını, bıyıklarını, hatta kaşlarını bile usturayla tıraş eden, yemek bulursa karnını doyuran, elinde zembil köy köy gezen, davul ve borular çalarak tuhaf sesler çıkartıp dans eden, sürekli cezbe halindeki Kalenderîlere mensup bir derviş idi.
Kar romanı, kış mevsimini yansıtan modern edebiyatımızın önemli metinlerinden biridir. Keza, romanı alıcı bir gözle okuduğumuzda, hem kış mevsimini, hem de kışın içinde yer alan sosyal-insanî hayatın izlerini yaşattığını görmekteyiz. Roman metninden bağımsız olarak, kişisel bir hatırayla yazıyı bitirmek istiyoruz. Kar romanının yayınlanışından iki yıl sonra, İngiltere’nin Reading kentine yolum düşmüştü. Bu kentteki önemli kitapçılardan birine girmiştim. Kitapçıda, daha girer girmez Kar romanının çevirisini (Snow) vitrinde görünce heyecanımı gizleyemedim. Çünkü kitabın Türkçe baskısından farklı olarak İngilizce baskısında Kars mimarisini yansıtan kısmen karla kaplı bir pencere fotoğrafına yer verilmişti. Bu karla kaplı pencere beni, çocukluğuma, Kars’a, karlı-kışlı günlerime götürmüştü.
KarOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202517,8bin okunma
kitabın ilk yarısı gerçekten çok sıkıcı. Alkolik bunalımda olan bir kızın sürekli tekrarlanan tren seyahatlerini okuyoruz. Tamam, kurbana olan ilginç bağını göstermek için gerekli fakat fazla uzatılmış diyebiliriz. İkinci yarısı ise hızlanıyor ve merak artıyor ama yazar da bu kısımda klasik polisiye roman taktiklerini kullanınca bu tarz kitapları okuyanlar katilin kim olduğunu ve sonunda ne olacağını biliyor. polisiye romanları sevenler için kitabın sonu pek heyecan verici değil. Zaten yazarın şüpheliler üzerinde çok fazla durup şüpheli olacak kişiyi görmezden gelme çalışması katili ele veriyor. Bundan sonra sadece haklı olup olmadığını anlamak için kitabın devamını okuyorsunuz ve çok da klasik bir şekilde bitiyor zaten.
Kitabı okurken düşündüğüm tek şey vardı. Bir insana, bir canlıya veya herhangi bir şeye veda ederken bu vedanın gerçek bir son olduğunu bilmek kim bilir ne kadar can yakıcıdır. Hele de bu hikayeyi yazan kalem Cengiz Aytmatov ise... Çok duygusal bir kitaptı benim için. Okurken aklıma yazarın diğer bir kitabı olan Gün Olur Asra Bedel geldi. Orada da kitabın baş karakterlerinden Yedigey'in acı bir olayla bütün ömrü, bütün acıları, kırgınlıkları, yaşadığı tüm zorluklar bizim önümüze sunuluyordu. Elveda Gülsarı da ise Tanabay'a bu yolculukta eşlik etmek hikayesine ortak olmak beni hem çok üzdü hem mutlu etti. İyi ki okudum Elveda Gülsarı...
En sevdiğim alıntıdan başlayalım.Uzun zamandır beni bu kadar kendisiyle birlikte sürükleyen bir kitap okumamıştım.Elimden düşünemedim.Kitabın içeriğine gelirsek...Bir evladın annesini öldürmesi, diğerinin babasına zulmü anlamsız taht kavgaları...Dünyanın acı gerçekleri...
Ufak ufak madalyonun arka yüzünü de görüyorsunuz tabi."Neden böyle oluyor ?" diyesiniz geliyor her seferinde.
Kardeş kavgasına dair yakarışı bu alıntıyla özetlemek isterim.
Hüseyin ile Hasan, Sultan ile Şah, Taçlı ile Gülizar Begüm çatışıp duruyorlardı. Bu derece çatışma ve kavga nedendi? Hepsi birbiriyle kardeş, hepsi birbirine sevgili ve eş olabilecek bu insanlar arasında bunca kavga nedendi? Kim bu kavgayı bırakmıştı aralarına? Şah ile Sultan neden omuz omuza değil de karşı karşıya idiler? Hasan'ı öldüren kurşun neden benim tüfeğimden çıkmıştı. Ali ile Veli, Ahmet ile Mehmet arasında neydi bu anlamsız kavganın sebebi?
" Sevgi neydi ? "
Kitabın genelinde bir sevgi arayışı var. Sevgiye bir ad bulma çabası var.Olaylarda, kişilerde farklı duygularda...
✓ Sevgi sadakatin adıydı.
✓ Sevgi bir cennet,sevgisizlik de cehennem sayılırdı.
✓ Acaba sevginin bir adı da kendine güvenmek miydi ?
Keyifli okumalar diliyorum
Şah ve Sultanİskender Pala · Kapı Yayınları · 202537,9bin okunma