​"Şeyi olduğu gibi ispat etmektir" tanımı, dış dünyadaki gerçekliğe tam bir mutabakatı ifade eder. Eğer zihindeki bu onaylama, görülen nesnenin dış dünyadaki haline tam manasıyla denk gelirse o idrak kusursuz ve doğrudur. Eğer bu denklik bozulursa idrak fasit (hatalı) olur. ​İmam Gazzâlî, el-Maksadü'l-Esnâ eserinde bu hakikati muazzam bir örnekle açıklar: "Gökyüzünün dış dünyada somut bir varlığı vardır. Aynı zamanda bizim zihnimizde de bir varlığı mevcuttur. Çünkü gökyüzünün sureti önce göz bebeğimize, oradan da hayal dünyamıza nakşolur. Şayet dış dünyadaki gökyüzü tamamen yok edilse bile, onun zihnimizdeki sureti hafızamızda asılı kalır. İşte zihinde yer eden bu surete 'ilim' (bilgi) denir. Bilgi, bilinen şeyin zihne aksetmiş kusursuz bir aynası, muadili ve kopyasıdır. Tıpkı aynanın karşısındaki nesneyi birebir yansıtması gibi, ilim de malumu yansıtır."
Psikoloji ————-FELSEFE————- Tövbe etmezsen mümkün değil iyileşemezsin Sıratı mustakimin önemi Sana o hal ve davranış gelmediği sürece böyle davranmamalısın Sana o halin zuhur etmesi lazım -S Kulum bana şu şu günahlarla gelme “Rabbim önce kişiyi hazırlıyor.Hani bir saraya layık bir halıysan saraya giderkende çamurlu kirli olmamak lazım.İlkönce bir temizleneceksin. Bunu yaşayacaksın yaşadıklarına binaen cenabı Allah merhametlerin en merhametlisi benim için sabrediyor benden istiyo ve hala daha istiyo bunu verdim gene istiyo gene sabrediyo en iyisini en iyi şekilde donanmış halde veriyor.” -Synergykendiyas/Burak Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil. MalcomX Bak çokça hata yapacaksın Çokca hatanın içindende hepsinden Allahütealayı razı edecek şekilde ayrılman gerekiyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
HİTİT GÜNEŞİ nedir? ne değildir? Ankara’da Sağlık Bakanlığı’nın karşısına, Sıhhiye Alanı’na zamanın belediye başkanı Vedat Dalokay tarafından dikilen ve “Hitit Güneşi” adı ile sunulan anıt, hiçbir Hitit yapıtına dayanmamakta, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin zengin kültür hazineleri arasında yer alan HATTİ UYGARLIĞI ’nın en değerli buluntularından sayılan bir mezar hediyesinden esinlenerek hazırlanmıştır ( Sedat Alp, Hitit Güneşi, 3.basım, Tubitak Yayınları, 2002, s.3 ). Ord.Prof. Ekrem AKURGAL, Anadolu Kültür Tarihi kitabı ( Tübitak Yayını, 1997 ) s.28’nde " 1935 yılında başlatılan Alaca kazılarında elde edilen sanat eserleri, Schiliemann'ın Troia'da bulduğu altın kapları nicelik ve nitelik bakımından gölgede bıraktı ve böylece Orta Tunç Çağı Anadolu'sunu dünya arkeoloji literatüründe ön sıraya geçirdi." demektedir. HATTİ UYGARLIĞI ( MÖ 2500-2000 / 1700 ) Anadolu Yarımadası’nın bugün için bilinen en eski adı “Hatti Ülkesi” idi. İlk defa Mezopotamya yazılı kaynaklarında Akkad sülalesi döneminde ( MÖ 2350- 2150 ) kullanılan bu adlandırma, MÖ 7.yy Assur yıllıklarında görüldüğü üzere, 630 tarihlerine değin süregelmiştir. Anadolu, en aşağı 1500 yıl boyunca Hatti ülkesi olarak tanınmıştır. MÖ 2200 tarihlerinden itibaren Anadolu’yu istila eden Hind-Avrupalı Hititler bile yeni yurtlarından söz ederken Hatti Ülkesi deyimini kullanmışlardır. Hattuşa ( Boğazköy ) tabletlerini ilk okuyan filologlar hep bu tabire rastladıkları için, bambaşka bir dil konuşan bu yeni kavme de Hatti adını taktılar. Daha sonra bu tabletlerden öğrenildiğine göre söz konusu Hind-Avrupalı bu kavim kendilerini Nesice konuşan NESİLİLER olarak tanımlıyorlardı. Hitit biçimindeki adlandırma Eskiçağ tarihi çevrelerinde yayıldığı için değiştirilmesi güç olurdu. Kendilerini
80-100 sene önce yazılan bir kitapta geçmişteki ilimde hurafeler olduğu yazıyor.(Gerçi bu hatayı birçok kişi yapıyor) O zamanki ilim ise iyiymiş. Şimdiki ilim buna göre çok iyi. Alakası yok... 💩😂 İlerde başka şeyler bulunur, şimdiki halimize gülerler!(Bu cümle de hatalı) Bu paradoks mu neydi, onun gibi bir şey...
Duygu ve Düşünce
Zil Artık Ders İçin Değil, Vicdanlar İçin Çalıyor
Bizim olduğumuz zamanlarda okul zili çaldığında herkesin aklına ders zili gelirdi. Teneffüs ne zaman bitecek de biz ders başına geçeceğiz... Zil sadece bir düzenin sesiydi… Ama maalesef ki bu zil artık aynı anlamı taşımıyor Son zamanlarda okullar ile duyulan olaylar, yaşanan gerginlikler ve güven duygusu da haddinden fazla azaldı. Okul dediğimiz yer, aslında insanın en güven duyduğu yer olmalıdır. Okul dediğimiz yer saygının ve saygının en yüksek yeri olmalıdır. Ama maalesef ki eğitim de geldiğimiz noktada bunu göremiyoruz. Günümüz gerçekten de değişti. İnsanların birbirine sevgisi, saygısı ve en çok da bakış açısı değişti. Sabır azaldı, sevgi bitti. Eskiden bir öğretmen sınıfa girdiği zaman bir sessizlik olurdu herkes nerede nasıl konuşacağını, nerede nasıl davranacağını bilirdi. Bu sadece korkudan değil, saygıdandı. Öğretmen sadece ders anlatan biri değil, ailemizden biri olurdu kimi zaman. Bugün ise saygıdan eser yok ve insan işte bu duruma gerçekten de çok üzülüyor. Öğretmene olan bakış açışı değiştikçe, eğitimin değeri de değişiyor. Çünkü öğretmenlerimiz bugün kıymet görmezse eğitim de zarar görür. Çocuklar gördüğünü öğrenir. Evde, sokak da, çevrede ne görürse onu öğrenir. Saygı varsa saygı, sevgi varsa sevgi… İlgisizlik varsa ilgisiz büyür. Bu noktada hepimizin sevdiği bir oyuncu olan rahmetli Münir Özkul’un Hababam sınıfında söylediği çok güzel bir sözü vardır onu sizlerle paylaşmak isterim; “ İlkokul sıralarında çocuklarınızın eğitimiyle ne kadar ilgilendiniz? Onlarla arkadaş olup, onları anlamaya dertlerine, sorunlarına ortak ve yardımcı olmaya çalıştınız mı? Gerek öğretmenlerine, gerekse sizlere yani ana babalarına hatta memleketlerine faydalı birer insan olarak yetişmeleri için ne yaptınız? Görev ve sorumluluklarını kendilerine hatırlattınız mı? Bir
1000Kitap
➡️ *Felsefeciler ve din* *Sual: Felsefecilerin dini konulardaki sözlerine güvenilir mi?* *Cevap:* Beşinci Abbâsî halîfesi Hârûnürreşîd zamanında, Bağdat’ta *(Dâr-ül-hikmet)* isminde bir müessese kurulmuştu. Bu müessese büyük bir tercüme bürosu idi. Yalnız Bağdat’ta değil, Şam’da, Harrân’da, Antakya’da da, böyle ilim merkezleri kurulmuştu. Buralarda Yunancadan ve latinceden eserler tercüme edildi. Hint, Fars kitapları da bunlara eklendi. Yani hakiki *(Rönesans)* [Eski kıymetli eserlere dönüş] ilk defa Bağdat’ta başladı. İlk olarak Eflâtûnun, Porphyriosun, Aristotelesin [Aristonun] eserleri arabîye tercüme edildi. İslâm âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ” bunları dikkat ile tetkik ettiler. Yunan ve Latin filozoflarının bazı fikirlerinin doğru, ekserisinin de hatalı, bozuk olduğunu ispat ettiler. Bunların, *(Muhkem)* olan âyet-i kerime ve hadîs-i şerifler, akıllarına ve mantıklarına ters düşüyordu. Onların, fen ve din bilgilerinin çoğunda cahil oldukları, aklın, fikrin anlayamadığı bilgilerde, daha çok yanıldıkları görüldü. Hakiki âlimler, meselâ imâm-ı Gazâlî, imâm-ı Rabbânî “rahime-hümallahü teâlâ”, bu felsefecilerin en mühim iman bilgilerine inanmadıklarını görmüşler, küfürlerine sebep olan yanlış inanışlarını uzun uzun bildirmişlerdir. İmâm-ı Gazâlînin *(El-münkizü aniddalâl)* kitabında bu hususta geniş bilgi vardır. Herkese Lâzım Olan Îmân s. 342 hakikatkitabevi.net/bookread.php?bo... İmâm-ı Gazâlî “rahime-hullahü teâlâ” rumca öğrenerek eski yunan felsefesini incelemiş, doğru bulmadığı yerlerini ret etmiştir. Hârûnürreşîd “rahime-hullahü teâlâ” zamanında İslâm ilimlerine karıştırılan felsefe, Montesquieu, Spinoza gibi filozoflara rehberlik etmiş, bunlar “Farabius” adını verdikleri Fârâbînin tesiri altında kaldıklarını açıkça itiraf
Alıntı