Geçenlerde yaşadığım bir şey, şunu öğretti bana: İstese de çok uzağına
gidemiyor insan kendisinin. Hangi trene binse, içindeki bir adrese varıyor
sonunda. Hangi rüzgâra tutunsa kendine savruluyor; hangi denize açılsa,
yine kendi kıyılarında buluyor kendini…
"Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?"
Hatıraların insan beyninde uzun süre uykuda kalması çok ilginç. Ancak bu hatıralar, yeni satın alınan bir şey, duyduğun ve gördüğün veya sadece tanıdık bir yüzle canlanıp taptaze oluyorlar.