.''Demek sana göre şairler kimseyi arzulayamaz'' dedim.
''Tam olarak öyle demedim.'' diye yanıtladı.
''Birini arzulamak kötü mü sence?'' diye ısrar ettim.
''Hayır, neden öyle olsun ki...''
''Her halükarda mı?''
''Her halükarda.''
''Arzuladığım bana ait olmadığında bile mi?'' dedim, kalbimi güçlükle sakinleştirerek.
''İnsan,'' dedi, ''kendine ait olanı neden arzulasın ki?''
'Sevindim ya sevinmez miyim? Otobanda birazdan ezilecek yavru bir kedi gibi sevindim hem de. Bir buz gibi sevindim, ılık suya atılmış. Sonra çürük bir ağaç gibi sevindim, mesela kasırganın ortasında, çok geçmeden devrilecek. Kaldırıma tazecik dökülmüş bir çimento gibi sevindim, mahallenin haylaz veletlerinin ayak izlerinde. bir güneş kadar sevindim sağanak yağmurda, şemsiye olmayı dileyerek. Frenine yüklenilmiş bir otomobil lastiği kadar sevindim, en kıymetli parçalarımı yollara adayarak. Kendine, ağzına kadar dolu kül tablasında yer bulamadığı için muslukta söndürülüp çöpe atılmış bir izmarit gibi sevindim en çok da. sevinmez olur muyum hiç?'
'Sevindim tabii..'