“(..) böyle harap bir bahçedeki o eflâtun rengi, belli belirsiz kokudaki çiçekle ot arası saksının yanında öylece kendiliğinden bitmiş olan var ya, işte ondan olmak isterdim.”
ben hep bana hikâye edilene meyletmiş, tanık olmaktan hazzetmemişimdir. tanıklık, hep suçtan bi’bölüm de ihtivâ eder gibi görünür bana. “gördün de duydun da tahammül ettin ha?”
“âh ilim, âh irfan... çin’de misin, şu ihtiyar kadının dizinde misin? teneffüs zilinin ipinde misin, okul bahçesinde duvarın dibinde misin, farz mısın, sünnet misin, domatesli pilavın tutmuş dibinde misin, şu karaçamın dikeni misin, tespih çekerek yük taşıyan hamalın eli misin, kar yağarken gülen simitçi misin, süresi dolmuş ilâç şişesi, o şairin durup durup bahsettiği misin?”