“acımak… ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir.”
roman kahramanımız feride’yi iki cümleyle özetleyecek olursak, bu iki cümle karakoç’un mona rosa’sından olabilir; “zambaklar en ıssız yerde açar ve vardır her vahşi çiçekte gurur” (..)
romanda, bebekliğini öksüzlükle geçiren ve sonrasında buna yetimliği de eşlik eden deli dolu tabiâta sahip olan feride’nin gözünden yaşam ve kalp mücadelesi anlatılır. tabiâtından dolayı her dâim mücâdeleyi öngören bu merhamet dolu kız çocuğu, yaşadığı kalp kırıklığına dayanamaz ve o kırgınlığı hatırlatan herkesten uzaklaşarak anadolu’nun bi’köşesine sığınmak ister. fakat bu sığınma talebi, beraberinde zorlukları da getirecektir. feride, on yıl gibi bi’süre içerisinde çeşitli hayatlara dokunacak, toplumda yalnız bi’kadın olmanın zorluğunu okuyucuya hissettirecek ve mücadelesiyle herkesi kendine hayran bırakacaktır. uçup gitmeyi hayal eden feride’nin süzülme macerasının çoğunu çırpınışlar meydana getirecek fakat o kendine verdiği sözden dönmeyecektir. iyileştirirken iyileşen her yaralı kuşun hayatına dokunacak sıcacık bi’yaşam ve kalp mücadelesi.
“çok çalışıyorum. onlardan ziyâde kendim için, kendimi işsizlik ve yalnızlığın müzmin melâline kaptırmamak için geceli gündüzlü didiniyorum. muvaffaksizliğe uğradıkça meyus oluyorum. bu bulanık, durgun gözlü karanlık ruhlu çocuklarda biraz düşünce, bir parça yaşamak zevki uyandırdığımı hissedince seviniyorum.”