Ama bu dünyada yaşamaya alışmak beni esas dertlendiren şey. Gördüğümün ardındaki sırrı gizleyen, hep bu dünyaya alışmış olmamdı. Ama yanılmışım. Hem de çok yanılmışım. İnsanın görmediği, göremediği hakikatler de varmış. Ve hatta hakikat insanın göremediği kadarmış.
Çocuk aklım işte... Anlamazdım o zamanlar. Bir eğlence zannederdim. Küçücük ahşap caminin içinde bir o yana, bir bu yana giderdim. Sonra demir parmaklıkların arkasındaki tahta sandukaları beşik zannederdim. Ne tuhaf, insan çocuk aklıyla anlıyor hakikati. Tabutu beşik biliyor. Doğruyu biliyor esasen. Tabut dediğin de bir beşiktir. Ölüm sonsuzluğa açılan bir eşiktir... Çocuk aklım anlamıştı bunu lakin gerçekten anlamak için bir ömrü tüketmem gerekti.
"Şimdi belki de bir gece vakti son cümlelerini okuyacaksın bu kitabın ve beni tanıdığını sanacaksın" diyor ben de tam öyle sanıyorum. Ve bir akşam vakti son cümlelerini okuyorum bu kitabın. Korkuyorum.
Ölüm en yakınındaydı insanın ve Hüdâyî ölümden korkmuyordu, günahlarından korkuyordu da hiç hatırından çıkarmıyordu ölümü. Zira ölüm herkesin başındaydı, bugün ölenler dün gencecik yaşındaydılar.
Dünyada ne yapıyorsan bil ki; ya Allah içindir ya nefsin için. Hep düşün bunu. Yaptığın kimin için diye. Allah için yapmak letafet ama nefs için yapmak felakettir.