Bir Ömür Nasıl Yaşanır? benim için yalnızca bir kitap olmadı; hayata, zamana ve insanın kendini yetiştirme meselesine bakışımı değiştiren uzun bir sohbet gibi hissettirdi. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan şey sadece verilen bilgiler değildi. Asıl etki bırakan şey, yaşamın gerçekten nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair duyduğum o güçlü sorgulamaydı. Çünkü bu kitap, insana “daha çok bilmeliyim” düşüncesini sessiz ama derin bir şekilde yerleştiriyor.
Daha önce kişisel gelişim türüne hep biraz mesafeli yaklaşırdım. Çoğu zaman aynı cümlelerin tekrar edildiği, insana yapay motivasyon vermeye çalışan kitaplar gibi gelirdi bana. Fakat bu kitapla birlikte fikrim tamamen değişti. Çünkü İlber Ortaylı ’nın yaklaşımı klasik kişisel gelişim anlayışından çok farklı. Burada “başarılı ol”, “zengin ol”, “hedef koy” gibi yüzeysel öğütler yok. Bunun yerine insanın kültürle, tarih bilinciyle, disiplinle ve merakla kendini inşa etmesi gerektiğini anlatan çok güçlü bir bakış açısı var. Bu yüzden kitabı okurken kendimi sürekli düşünürken buldum: “Ben gerçekten kendimi ne kadar geliştiriyorum? Zamanımı doğru kullanıyor muyum? Öğrenmeye yeterince açık mıyım?”
İlber hocanın üslubu ise kitabın en etkileyici yanlarından biriydi. Ortada bir roman kurgusu olmamasına rağmen kitap inanılmaz akıcı ilerliyor. Sayfaları çevirirken bir tarih profesörünün değil de hayatı çok iyi gözlemlemiş bilge bir insanın karşıma oturup sohbet ettiğini hissettim. Anlatımındaki doğallık, yer yer sert ama samimi yaklaşımı ve olaylara geniş perspektiften bakışı kitabı sıradan bir öğüt kitabı olmaktan çıkarıyor. Her bölümde insanın içine dokunan ayrı bir düşünce var. Özellikle eğitim, dil öğrenme, seyahat etme, kitap okuma kültürü ve insanın kendini yetiştirme zorunluluğu üzerine söyledikleri beni uzun süre düşündürdü.
Kitabı okurken