Taşra zihinsel yaşayan bir insanın her şeyini alıyor ve ona (hemen hemen) hiçbir şey vermiyor, oysa büyük kent hiç durmadan veriyor veriyor, bunu görmek ve tabii hissetmek gerek, oysa gören ve hissedenler pek az, o yüzden iğrenç bir duygusallık içinde taşraya çekiliyorlar, orada da her durumda en kısa zamanda zihinleri emiliyor, boşaltılıyor ve eninde sonunda perişan olup gidiyorlar. Taşra hiçbir zaman zihni açmaz, sadece büyük kent açar, oysa bugün herkes büyük kentten taşraya doğru bir koşudur tutturmuş, çünkü tabii büyük kentte iyice zorlanan kafalarını yoramayacak kadar tembeller, işin gerçeği tanımadan etmeden budalaca körlükleri içinde olanca duygusallıklarıyla hayran oldukları doğanın içine karışıp gitmeyi, büyük kentin, özellikle de günümüz bü-yük kentinin zamanın ve kendi tarihinin akışı içinde harikulade biçimde büyüyüp çoğalan müthiş imkânlarından yararlanmaya yeğ tutuyorlar, zaten belki de bu ikincisini yapabilecek durumda değiller. Ben ölümcül taşra'yı tanıyor ve ondan olabildiğince kaçınıyorum, sırf büyük kentte yaşama ayrıcalığına kavuşmak için, eninde sonunda ne olursa olsun, istediği kadar çirkin olsun, kent benim için taşradan kat kat iyidir.