Hatice

Hatice
@hatietzschee
Elimdeki bu yaşamla ne yapacağım? Si je vis
"Sezar'ın hakkı Sezar'a; Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Allah'ın izin verdiğini yasaklamak Allah'ın ya­sakladığına izin vermek kadar büyük bir suçtu.
İslam'ın eşitlikçi bir din olduğu sıklıkla söylenir. Bu yargının doğ­ruluk payı yüksektir. Eğer gelişim çağında etrafında yer alan top­lumlarla -doğuda İran'ın tabakalı feodalizmi ve Hindistan'ın kast sistemi, batıda ise hem Bizans'ın hem de Latin Avrupa'nın ayrıca­lıklı aristokrasileri-İslamiyet'i kıyaslarsak İslam sistemi elbette ki bir eşitlik mesajı getirmiş olur. İslam, böylesi toplumsal ayrışım sistem­lerini sadece uygun bulmuyor değildi aynı zamanda açık ve kesin şekilde reddediyordu. Gelenek içerisinde korunmuş Peygamberin fiilleri ve söyledikleri, İslamiyet'in ilk yöneticilerinin muazzez tea­mülleri soy, aile, makam, zenginlik ve hatta ırkla yapılan ayrımcılığa çok şiddetli şekilde karşıdır ve makam ile şerefin sadece takva ve liyakatle belirleneceğinde ısrarcıdır.
Uzun zaman boyunca Orta­doğulu askerler, Müslümanların ibadetini engelleyen ve dolayısıy­la kafirliğin sembolü olan siperlikli Batı tarzı şapka ve başlıklardan kaçınarak Müslüman başlıklarıyla Avrupai üniformalar giydi. O günlerde, şapka giymek Türkçede taraf değiştirmek (yani döneklik etmek) anlamına geliyordu. Şimdi bu algı da kaybolmuştur. Bugün silahlı kuvvetler, kamu hizmetleri ve şehir erkek nüfusunun büyük kısmı Batı tarzı kıyafetleri benimsemiştir. İran İslam Cumhuriyeti diplomatları dahi Batı tarzı takım elbise giyer ancak tek istisnası Batı kültürünü ve sembollerini reddettiklerini gösterir şekilde kra­vat bağlamazlar.
Kadınların öğretmenlik gibi geleneksel bir mesleği seçmeleri bile, militan İslamcıların bazıları için çok faz­laydı. 1979 İslam Devrimi öncesi ve sonrasındaki vaaz ve yazıların­da Humeyni kadınların ergenlik çağındaki erkek çocuklara eğitim vermesi sonucunda doğacak kaçınılmaz ahlaksızlıktan büyük bir öfkeyle bahsederdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Kemal Atatürk tam zıt görüşteydi. 1920'lerin başlarında verdiği bir dizi konuşmada Türk devleti ve toplumunda kadınların tamamen özgür olacağını açık açık ifade eder. Halkına sıklıkla söylediği üzere "Bizim en öncelikli görevimiz modern dünyayı yakalamaktır. Eğer halkımızın yarısını modernleştirirsek modern dünyayı yakalayamayız." 1920'lerde bu ifadeler çok şaşırtıcıydı ve üstelik beklenmedik bir kaynaktan, hem Osmanlı paşası ve generali hem de modern Türkiye' nin kurucusu olan bir kişiden geliyordu