İslam ve Batı arasında hemen görülebilen bir diğer fark siyaset ve özellikle de yönetim alanlarındadır. Daha on sekizinci yüzyılda Bedin ve Viyana elçileri, sonrasında ise Paris ve Londra elçileri atama ve tayinin himaye ve lütfa göre değil liyakat ve yeterliliğe göre yapıldığı etkili bir bürokratik yönetimin işleyişini -hayret ve bazen hayranlıkla-tasvir eder ve benzer bir şeyin benimsenmesini tavsiye ederler.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1803-1806 arasında Paris'te Osmanlı elçisi olan Halet Efendi şöyle gözlemlemiştir: "Üç-dört sene içerisinde yirmi beş bin kese akçe toplanırsa, enfiye, kağıt, kristal, kumaş ve porselen için birer adet atölye ve dil ve coğrafya için bir okul yaptırıldığı takdirde beş sene içerisinde tutunacakları hiçbir dalları kalmaz. Ticaretlerinin bütün geçerlilikleri bu beş şeyden ibarettir."
Bir diğer meşhur mühtedi de Türk salnamelerinde adı İbrahim Müteferrika olarak geçen muhtemelen Üniteryan kilisesine mensup Macar bir ilahiyatçıydı. Müteferrika, sultana bağlı bir tür seçkin muhafız birliğine mensubiyeti belirten bir unvandır. Görünüşe göre on yedinci yüzyılın sonlarında gelmiş ve 1745 yılında vefat etmiştir. En büyük başarısı 1729'da Türk matbaasını kurmaktı.
Karlofça'da imzalanan barış Osmanlı ülkesine iki ders verdi. İlki askeriydi, daha üstün bir güç tarafından mağlup olunmuştu. İkinci ders daha karmaşık olmak üzere diplomatikti ve görüşmeler sırasında öğrenilmişti. Osmanlı deneyiminin ilk yüzyıllarında antlaşma yapmak basit bir meseleydi. Osmanlı Devleti şartlarını dikte eder, mağlup düşman kabul ederdi. Birinci Viyana Kuşatması'ndan sonra kısa bir süre, bir tür görüşme yapılmış ve hatta -şaşırtıcı bir yenilikle-kayzerin konumunun sultanla eş olmasına yönelik taviz verilmiştir ancak bu da öyle ya da böyle kesin bir sonuç değildir. Karlofça Antlaşması görüşmelerinde Osmanlılar ilk kez olmak üzere diplomasi dediğimiz tuhaf sanata başvurmak zorundaydı; böylece siyasi yollarla askeri neticenin sonuçlarını değiştirme ve hatta azaltmayı deniyorlardı. Osmanlı yetkilileri için bu, hiç deneyimleri olmadıkları yeni bir görevdi: Askeri bir mağlubiyetten sonra sağlayabildikleri en iyi şartlarla nasıl müzakerede bulunabilirlerdi?